Vefa Semti



KİLİSE CAMİİ 

Yapının Konumu ve Asıl Adı Konusundaki Görüşler

Kilise Camii, İstanbul’un Fatih İlçesi’nde, Süleymaniye Kentsel Bölgesi içindeki Vefa Semti’ndedir

Kilise Camii’nin Bizans dönemindeki adı konusunda kesin bir bilgi yoktur (Müller-Wiener ,2007, s.169); o devirdeki şehir planlamasına göre X. Regio’da bulunur, üçüncü tepenin batı yamacındadır (Müller-Wiener, 2007, s.169) (Şekil 3.2, Şekil B.23). Yapı günümüzde, Hoca Gıyaseddin Mahallesi, Tirendaz Sokak, 134 pafta, 565 ada, 14 parselde yer almaktadır (Şekil B.1, Şekil B.2). Molla Şemseddin Gürani Camii olarak da tanınan caminin vâkıfı Şeyhü’l-islam Molla Gürani’dir (Ayvansarayi, 2001, s.251). Başka kilise camilerinden (Eski İmaret, Fenari İsa, Zeyrek) ayırt edilmek için bulunduğu semtin adıyla Vefa Kilise Camii olarak da anılmaktadır (Eyice, 1995e, s.375).

Kilise camiye çevrildikten sonra yanına bir medrese kurulmuştur (Kütükoğlu, 2000, s.133; Barkan ve Ayverdi, 1970, s.161). 1792’de 3 odalı olduğu anlaşılan Molla Gürani Medresesi, 20. yy. başlarında 10 odalı hale getirilmiştir (Kütükoğlu, 2000, s.134).

1918’de son derece harap durumda bulunduğu tespit edilen medrese günümüze ulaşamamıştır (Kütükoğlu, 2000, s.134).

Caminin 1934’e kadar mevcut olan ve kendi adını taşıyan mahallesi, bu tarihten sonra Hoca Gıyaseddin Mahallesi’ne dahil edilmiştir (Barkan ve Ayverdi, 1970 s.161).

Kilise Camii’nin güney-batısında oldukça bakımsız durumda bulunduğu için 2010 projeleri kapsamında onarılan bir hazire (Bu hazirede bulunan mezar taşlarından dört tanesi üzerindeki yazılar Latin harflerine çevrilmiştir ) bulunmaktadır
 
19 yy. tarihçilerinden çoğu (Bayet, Lenoir, Salzenberg), yapının, Meryem’e sunulmuş olan Theotokos kiliselerinden biri olduğunu düşünmüşler; ve kitaplarında yapıyı bu şekilde adlandırmışlardır.

Lenoir yapının Meryem’e sunulmuş olan Theotokos Lips Kilisesi olduğunu düşünmüş (Lenoir, 1852, s.269); bu görüş, Mühlmann tarafından da benimsenmiştir (Mühlmann, 1888, s.8). Fakat Kilise Camii olduğu düşünülen Theotokos Lips Manastır Kilisesi’nin Fenari İsa Camii olduğu kanıtlanınca bu görüş geçersiz hale gelmiştir (Eyice, 1995e, s.373).

Yapının asıl adı konusunda, yaygın olarak kullanılmış olan diğer bir isim ise Theodoros’dur (Pulgher, 1878, s.22). Ancak araştırmacılar, kilisenin hangi Theodoros kilisesi olduğu konusunda görüş ayrılığı yaşamıştır; zira, Bizans döneminde, şehirde, bu azize adanan kiliselerinin sayısı onaltı kabul edilmektedir

(Janin, 1953, s.155-62). Görüşlerden bir tanesi, Gyllius tarafından, 1540’ta, Philadelphion (Şekil B.26) yakınlarında görülen, bir Hagios Theodoros kilisesi bulunduğudur (Gyllius, 1729, s.192). Ancak Eyice, 1484 yılında camiye çevrilmiş olan yapının eski adının, bu tarihe kadar yaşayamayacağını düşünmektedir (Eyice, 1995e, s.373). Diğer iddialardan bazıları, yapının Tetrapilon (Şehzadebaşı) civarındaki Theodoros, Sforakion Mahallesi’ndeki Theodoros Tiron, Karbunaria (Kömürcüler) Semti’ndeki Theodoros kiliseleri olduğu şeklindedir; ancak hiçbirinin Kilise Camii olduğu hakkında inandırıcı bir dayanak bulunmadığı gibi; Sforakion Mahallesi’nin, şehrin ikinci tepesinde, Divanyolu Caddesi’nin kuzeyinde, Sultan II. Mahmud’un türbesinin civarında bulunduğu anlaşılmıştır (Eyice, 1995e, s.373).

Mango, Kilise Camii’nin Vefa civarında, 14. ve 15. yy.’larda kurulan üç manastırdan birinin kilisesi olabileceğini ileri sürmüştür. Bunlardan biri, VIII. Mikhail’in yeğeni ve İoannes Komnenos Synadenos’un karısı Theodora tarafından, büyük olasılıkla 14. yy.’ın ikinci çeyreğinde kurulan “ Bebaias Elpidos ” (Sure Hope)’dur (Mango, 1958, s.429). İkincisi, 1300 civarında Mikhail Glabas Tarchaneiotes’in karısı Maria/Martha tarafından kurulduğu düşünülen “Glabaina”’dır. Üçüncüsü olan “Gorgoepekoos ” da, 1300 civarında, Nikephoros Choumnos tarafından, 1034-1041 yıllarında IV. Veya V.Mikhail tarafından yaptırılmış olan bir kiliseye ekler getirilerek oluşturulmuştur (Mango, 1958, s.429). Mango, bu sonuncusunun, Kilise Camii olma olasılığı üzerinde çok durmaktadır (Mango, 1958, s.429).

Kilise Camii’nin güneyinde, bugün İstanbul Üniversitesi bahçesinde kalan, 566 ada/10 parselde yer alan iki kalıntıdan biri sarnıç, diğeri ise işlevi tam tespit edilememiş olan oldukça harap durumda bir yapıdır (Şekil B.2, Şekil B.46, Şekil B.58) (İkinci yapının, 1934 tarihli Pervititch haritasında görülen Mebus Munir Bey Konağı’na ait alt yapı olduğu düşünülmektedir); sarnıcın yağmurlu günlerde hala su topladığı görülmüştür. Her iki yapının da Osmanlı döneminde ekler almış ve kapsamlı onarımlar görmüş oldukları açıktır (Şekil B.58); ek yerlerindeki duvar örgüsü, bazı kısımlarındaki sivri kemerler bunu göstermektedir. 1966 yılına ait hava fotoğrafında, bu yapılarla birlikte bazı duvar izleri görülmektedir (Şekil B.17.b). Kilise Camii’nin güneybatısında yer alan Müşküle Sokak’taki bir hurdacıdan, bir geçit ve geçidin sonunda bir odaya ulaşılmaktadır (Şekil B.2, Şekil B.22). Tüm kalıntıların birbirlerine ve Kilise Camii’ne yakınlıkları, Kilise Camii’nin merkezini oluşturduğu manastırın bir parçası olduklarını düşündürmektedir (Şekil B.2).

Yapının Evreleri ve Bilinen Onarımları

Kilise Camii’nin mevcut kısımlarının, dört evrede inşa edildiği düşünülmektedir (Mango, 1965, s.330; Ousterhout,1987, şekil 161; Millingen,1912, s.243) (Şekil B.4). Üç nefli naos ve narteksi 11. yy.’a tarihlendirilirken; kuzey ve güney eklerin, yapının Latin işgali sonrasındaki tamirinde eklendiği ileri sürülmektedir (Mango,1965, s.330). 1320 civarında inşa edilen dışnarteks, yapının son Bizans dönemi ekidir Ousterhout, 1987, levha : 161). Dış narteksin kuzey ekden sonra yapılmış olduğunu gösteren en önemli iz, dış narteksten kuzey eke geçişte yer alan duvar parçası içinde kalmış kemerli pencere açıklığıdır; açıklığın alt kısmı hala görülebilir durumdadır

Yapıya 1484 tarihinde camiye dönüştürülmesi sırasında, minare ve mihrap gibi Osmanlı ekleri getirilmiştir (Barkan ve Ayverdi, 1970, s.161). Hadikat’ül Cevami de yapı şöyle tanımlanmaktadır : “Vakıfı Şeyhü’l-islam Molla Gürani’dir, minberini Mehmed Eminzade Hüseyin Ağa’nın oğlu müderrisinden Abdurrahman Efendi vaz eylemiştir ” (Ayvansarayi, 2001, s.251).

15. yy. sonundaki bu değişimin ardından, yapı hakkında, 1833’e kadar fazla bilgi bulunmamaktadır. Evliya Çelebi ve Ayvansarayi’nin yazdıkları metinlerde, yapının çok genel bir tanımı haricinde detaylı bir bilgi yoktur. 1833’de Texier incelediğinde, yapı, büyük hasara yol açan Ağustos 1833 (14 Rebiülahır 1249) yangınından ötürü harap bir haldedir (Cezar, 1963, s.327). Charles Texier, Kilise Camii’ne ait, 1833 tarihli ilk rölöveyi çizmiştir (Şekil, C.156). Texier’den sonra, 1836’da İstanbul’a gelerek yapıyı inceleyen Lenoir’ın çizimleri, 1852’de basılmıştır.

Lenoir’ın incelemesinden sonra, yapı, mimarisinde bazı değişiklikler yapılarak tamir edilmiştir (Mango, 1965, s.324). Bu onarımın ardından yapıyı ilk inceleyen Salzenberg’dir (Şekil B.98). Salzenberg’in ziyareti esnasında yapı yaklaşık bugünkü şekliyle onarılmış ve tekrar cami olarak kullanılabilir durumdadır (Mango, 1965, s.324). Salzenberg’in ardından, 1877’de Pulgher ve 1878’de Paspates, yapıda çalışan yabancı araştırmacılardır.

BOA’da, Kilise Camii ile ilgili yapılan araştırmada, 30 Ocak 1907 tarihli bir belge bulunmuştur (BOA, 1907). Belgede yapının hasar gören bazı mahalleri için keşif yaptırıldığı belirtilmektedir. Bu keşif üzerine, yapının emanet usülüyle tamirinin başlatılabilmesi için padişahtan onay istenmektedir. Padişahın belgenin alt kısmındaki cevabında, bu istek kabul edilmektedir (Şekil A.1). Yapının 20.yy. başında, bir onarım gördüğü, bu belgeye dayanarak söylenebilir.

Bu onarımın ardından, yapı 1912’de Gurlitt ve Millingen, 1913’de Ebersolt tarafından incelenerek, çizim ve fotoğraflarla belgelenmiştir. Texier, Lenoir, Salzenberg ve diğer yazarların çizimlerinde bazı tutarsızlıklar vardır. Ancak, özellikle Texier ve Lenoir çizimlerinin fotoğraf teknolojisinden önce yapılmış olmaları, 19. yy.’ın ilk yarısına ait görsel malzeme oluşturmaları açısından önemlidir.


1926’da, Nikolai Brunoff, İstanbul’a gelerek, yapıda incelemeler yapmıştır (Brunoff, 1926, s.13). 1937’de amatör bir meraklı olan Hidayet Fuat Tagay, Mimar İ. Nomidis ile birlikte yapıda 10 ay çalışmıştır. Bu çalışmanın en önemli verileri, yapının bodrumunda bulunan mezar odaları ve dışnarteks kubbelerindeki mozaiklerdir (Şekil B.139, Şekil B.140). Mozaikler, üzerlerini örten badana tabakalarından temizlenerek ortaya çıkarılmıştır (Nomidis,1958, s.36).

Encümen Arşivi’nde, 24917 numaralı dosya, 124 numaralı kartondan, Vefa Kilise Camii’nin, 15.07.1937 tarihinde, ilk defa tescil edildiği öğrenilmiştir. Aziz Ogan tarafından, 06.02.1942 tarihinde, yapı için doldurulan anıt fişi de dosyada bulunmaktadır. Dosyada rastlanan bir başka belge, 20.07.1945 tarihli, İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü ve Eski Eserleri Koruma Encümeni Reisi B.T. tarafından verilmiş olan bir dilekçedir. Dilekçede, yapının arsası ile önündeki hazirenin tahrip ve tecavüze uğradığı belirtilmiş ve bu konuda gerekli tertibatın derhal alınması için istekte bulunulmuştur.
1972-73’te, binanın dış cephelerinde, yüzeysel bir restorasyon yapılmıştır. Bu onarım ile ilgili olarak İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü Arşivi taranmış, ancak bir projeye rastlanmamıştır. Vefa Kilise Camii dosyasında, 16.05.1972 tarihinde düzenlenmiş olan bir dilekçede, Molla Şemşeddin Gürani camisinin onarımında eksik kalan badana, döşeme gibi hususların tamamlanması istenmektedir. Dilekçenin altında Y. Mimar Teoman Tunçay’ın imzası vardır. Mimarlar Odası’ndan vefat ettiği öğrenilen Teoman Tunçay’la görüşülememiştir. Semavi Eyice ile yapılan görüşme sonucu, onarımların projesiz yapıldığı öğrenilmiştir.

Vefa Kilise Camii işlem dosyası, bugün IV numaralı kuruldan, İstanbul Yenileme Alanları Koruma Kurulu’na nakledilmiştir. Burada yapılan inceleme sonucu, dosyada sadece, (Vefa Camisi’nin uğradığı bu kadar tahribata karşın) 14.01.2001 tarihinde Mimar Ulviye Genç tarafından tutulan raporda, mermer parapetlerin ve sütun başlıklarının alçı ile sıvanarak üzerlerinin kalın boya tabakası ile kaplandığını bildiren bir rapor yer almaktadır.

Yapının Ayrıntılı Tanımı

Yapı, Orta Bizans Dönemi’nin tipik kilise plan biçimi olan , “dört sütunlu kapalı haç planına” (cross-in-square plan) sahiptir (Eyice,1980, s.63) (Şekil B.5). Bu tipde, planda görüldüğü üzere, bir karenin içine yerleştirilmiş eşit kollu bir haç bulunmaktadır (Şekil B.5). Yapının dışnarteks (batı) cephesindeki girişinde, sokağın eğiminden dolayı, kuzey taraftan 6, güney taraftan 9 basamak çıkılarak ulaşılan bir sahanlık mevcuttur (Şekil B.59). Dışnarteks beş bölümden oluşmaktadır, bunların üçü, 11 yy.’a ait ana yapının genişliğine denk düşer; en kuzey ve güney bölümler ana yapıdan dışa taşar (Şekil B.5). Dış narteksten üzerinde hafifletme kemeri bulunan bir kapı ile nartekse geçilir (Şekil B.92). Narteks üç bölümden oluşmaktadır; kuzey ve güney uçlarda birer nişle bitirilmiştir (Şekil B.5). Narteksten kemerli bir kapıyla naosa geçilmektedir; üç nefli naos, doğu cephesinde ana nefte dışarı taşkın apsis, yan neflerde, dışarı taşkın olmayan “pastoforion” hücreleri ile son bulur (Şekil B.5). Dışnarteksin en kuzey bölümünün doğu duvarı üzerindeki kemerli bir kapıdan, kuzey ek binaya ulaşılır (Şekil B.5). Dışnarteksin en güney bölümünün doğu duvarı üzerindeki bir kapıdan, minare merdivenlerine ulaşılmakta; minare kapısının kuzeyinde bulunan iki basamakla bir geçite inilmektedir (Şekil B.5). Bu geçit kilisenin güney cephesiyle gecekondu yapıları arasında kalan bir avluya açılmaktadır. Kilisenin güney ekine, bu avluda bulunan gecekondu niteliğindeki bir konuttan ulaşılmaktadır (Şekil B.5).

Yapının, Osmanlı döneminden, minaresi dışında (Şekil B.170), özgün üslubuyla dikkat çeken bir eki yoktur. Semavi Eyice’ye göre, Osmanlı ekleri, geçirdiği yangın veya yangınlarda yok olmuştur (Eyice, 1995e, s.375). Naosun güneydoğu köşesinde duvara dayalı bulunan (kıbleye yönelmemiş durumdaki) (Şekil B.5, Şekil B.72, Şekil B.73) minber, Mehmed Eminzade Hüseyin Ağa’nın oğlu Abdurrahman Efendi tarafından yerleştirilen özgün minber değildir (Ayvansarayi, 2001, s.251). Naos içindeki ahşap mahfil de, yıkılma tehlikesi olduğu için, 1937’deki Nomidis onarımında kaldırılmıştır (Nomidis, 1958, s.17).

İç mekan

Naos, bema ve pastoforia (prothesis ve diakonikon)

Üç nefli naos, kare biçiminde ve haçvari planlıdır (Şekil B.5). Naosa batıdan, merkezi ve kemerli bir kapıdan girilmektedir (Şekil B.70). Ölçüleri, batıda kapı eşiğinden, haçın doğu kolunun bitiş çizgisine kadar 8.81 m., kuzey-güney doğrultusunda 8.81 m.’ dir. Naos derinliği 2.18 m., genişliği 3.52 m. olan bemaya ve derinliği 1.68 m., genişliği 3.5 m. olan apsise açılmaktadır (Şekil B.5). Bemadan birer basık kemerli geçit ile, içerden üç yapraklı yonca (trikonkhos) planına sahip prothesis (Şekil B.79, Şekil B.80) ve diakonikon hücrelerine geçilir (Şekil B.79, Şekil B.81) (Eyice, 1980, s.63). Naosun ortasında, planda ikinci bir kare oluşturan dört ayak, iç açıklığı 3.79 m. olan naos kubbesini taşımaktadır (Şekil B.68, Şekil B.70). Albert Lenoir (1836)6 ve Salzenberg’in (1854) doğu-batı doğrultulu kesitlerinde, naos kubbesini taşıyan ayaklar yerinde sütunlar görülmektedir (Şekil B.61, Şekil B.62). Pulgher’den itibaren (1878), kesitlerde bugünkü ayaklar görülür; büyük ihtimalle bir deprem veya yangın hasarı sonucu patlamış olan özgün sütunlar, bugünkü ayaklarla değiştirilmiştir (Şekil B.62, Şekil B.70).
Naosun özgün döşemesinin günümüze ulaşmadığı Nomidis raporunda bildirilmektedir (Nomidis, 1958, s.16).

Ancak apsis kısmında döşemenin 10 cm.’lik bir kademe yapması, özgün döşeme ile ilgili bugün gözlemlenebilen tek detaydır (Şekil B.5, Şekil B.10, Şekil B.79). Ebersolt’un doğu-batı doğrultulu kesit çiziminde, döşemenin batıdan doğuya doğru birkaç kademe yaparak yükseldiği görülmektedir (Şekil B.66) . Bu kademeler, hem yapının bodrum katında bulunan mezar odalarından, hem de yapının arazinin eğimine dik doğrultuda oturmasından kaynaklanmaktadır. Bugün, naosun tüm duvar yüzeyleri, ortadaki ayaklar da dahil olmak üzere, halı zeminden 1.50 m. yüksekliğe kadar pvc esaslı bir malzeme ile kaplıdır (Şekil B.62, Şekil B.73). Yakın zamanda yenilenmiş olan yer döşemesi, latalar üzerinde zeminden hafifçe yükseltilmiş ahşap kaplama tahtalarından oluşmaktadır. Yapının özgün süpürgelik ve döşemesine ait parçalara ait izler (eğer kaldıysa) kaplamalar nedeniyle görülememektedir

“Architecture Monastique” kitabı 1852’de Paris’te yayınlanan yazarın İstanbul seyahati 1836’dadır (Paris, bibliothèque de l’INHA-collections Jacques Doucet /Fonds Lenoir, OA 716 ). Naos ana kubbesi, oniki köşeli yüksek bir kasnağa oturtulmuş; yassı kaburgalarla oniki bölüme ayrılmış, her bölüme birer yuvarlak kemerli pencere açılmıştır (Şekil B.68, Şekil B.71). Haçvari kolların üzerini beşik tonozlar örtmektedir (Şekil B.68); köşelerdeki dört kare mekan birer küçük kubbeyle örtülüdür. Prothesis, diakonikon ve narteksin orta gözünün üzerinde küçük kubbeler bulunmaktadır. Bema tonozu, haçın doğu kolunun tonozundan biraz daha aşağıdadır (Şekil B.10); iki pencere ile tam ortasından delinmiştir.

Naosun bezemelerinden günümüze duvardaki silmeler ve kubbe pencerelerinin kemerleri karnındaki mozaik bordür parçalarından başka bir şey ulaşamamıştır (Şekil B.63, Şekil B.68, Şekil B.73). Bugün Bizans dönemine göre, pencere ve kapı açıklıklarının bazıları kapatılmış olan naos, daha az ışık almaktadır (Şekil B.5). Doğu duvarında apsisin üçlü düzendeki penceresinin kuzey kısmı ve mihrap nişinin buraya yerleştirilmesi sonucu güney kısım kapatılmıştır (Şekil B.79, Şekil 82). Prothesisin alt pencere açıklığı da örülüdür (Şekil B.83). Diakonikonun alt penceresi, oranları ve biçimi değişmiş olarak ışık sağlamaktadır (Şekil B.84); üst seviyede bulunan kemerli açıklık örülüdür (Şekil B.157). Kuzey ve güney duvarlar içinde bulunan tribelonların, alt kısımları üstte küçük açıklıklar kalacak şekilde örülmüştür (Şekil B.70, Şekil B.87). Bema tonozu pencerelerinden kuzeydeki kapatılmıştır (Şekil B.64). Bu pencerenin, eski fotoğraflarda etrafında görülen nemi azaltmak amacıyla kapatıldığı düşünülmektedir (Şekil B.65).

Batı duvarı

Batı duvarının alt kısmında, narteksten naosa geçişi sağlayan merkezi bir kapı bulunmaktadır. Yuvarlak kemerli bir açıklığa yerleştirilmiş çift kanatlı kapının doğraması özgün değildir; kapının üzerinde ikinci bir yuvarlak kemer içinde bir pencere açıklığı yer almaktadır (Şekil B.60). Merkezi kapının güney ve kuzeyinde, Nomidis raporunda özgün durumda kapı oldukları belirtilen (Nomidis, 1958, s.17), pencereler görülmektedir; pencerelerden güneydeki dolaba dönüştürülmüştür (Şekil B.71). Batı duvarında, diğer duvarlarda görülen birinci sıra silme bulunmamaktadır (Şekil B.60). Bu silme, Nomidis raporunda kaldırıldığı belirtilen, batı duvarına bitişik ahşap mahfilin (Nomidis, 1958, s.17) yerleştirilmesi sırasında tahrip edilmiş olabilir. Üst hizası 5.63 m. yükseklikte olan ikinci sıra silme, naosun tüm duvarlarında olduğu gibi, batı duvarında da görülmektedir (Şekil B.60). Bu silmenin üzerinde, haçın batı koluna denk gelen duvar yüzeyinde, alt kısmında kalınca yivli bir dolgu bulunan, kemerli bir niş görülmektedir (Şekil B.60). Bu nişin kapatılmış bir pencere olduğu, analojik olarak benzer yapılar (Şekil B.69) ve dış cephe incelendiğinde anlaşılmaktadır (Şekil B.172). Batı duvarında yer yer kabarmış olan sıvadan bir nem problemi bulunduğu görülmektedir (Şekil B.71).

Güney duvarı

Güney duvarın doğu ucunda diakonikonun güney duvarı yer alır (Şekil B.74); tüm duvar yerden 1.50 m. yüksekliğe kadar beyaz-yeşil renkte pvc esaslı bir malzeme ile kaplıdır (Şekil B.72, Şekil B.73). Diakonikon duvarında, planda 51 cm. derinliğe sahip, diakonikonun üç yapraklı yoncasının güney yaprağını oluşturan, yuvarlak bir niş bulunmaktadır (Şekil B.5, Şekil B.74). Nişin içinden geçen, halı zeminden 4.10 m. yükseklik, 8.40 cm. kalınlığındaki birinci sıra silme de yarım daire planlıdır (Şekil B.74). Silme güney duvar üzerinde (nişten sonra) batıya doğru devam eder. Haçın güney koluna rastlayan üçlü pencere düzeninin, en doğudaki penceresinin, doğu kenarından 10 cm. kadar önce sonlanır (Şekil B.73). Bu üçlü açıklık özgün durumunda (tribelon halinde) iken, silmenin devam ettiği Lenoir çiziminde (1836) gösterilmiştir (Ş.C.61). Bu tarihten sonra, üçlü açıklık yerden 4 m. yüksekliğe kadar kısmen doldurulurken, silme kesilmiş olmalıdır.

Güney duvarda, haçın güney koluna denk gelen bölümde, üçlü açıklığın altında, kemerli bir niş yer almaktadır (Şekil B.70). 80 cm. derinliğindeki niş içinde çift kanatlı bir kapı, kenar boşluksuz nişin içine oturmaktadır (Şekil B.70). Kapının üstünde, kemerin aynası içindeki duvar 15 cm. kalınlığındadır. Güney cepheden bakıldığında, bu duvardaki kırık bir tuğladan naosun içi görülebilmekte ve duvarın inceliği anlaşılmaktadır. Kapının üzerindeki üçlü pencere düzeninin kemerleri yarım dairedir. Ortadaki pencere, doğu ve güney pencerelerin iki katı genişlik ve yüksekliktedir (Şekil B.70). Doğu ve batı yanlardaki pencerelerin kemerleri, iç taraftan ufaltılmıştır (Şekil B.70). Pencerelerin, dış tarafta kemerlerin içine oturan doğramaları özgün değildir; dış cepheden, kuzey ve güney kemerlerin içinde duvar görülmektedir (Şekil B.75). Pencerenin sabit camlı doğramasının arkasında 5-6 cm. kalınlığında tuğlalar ve kıtıklı sıva kullanıldığı görülmekte; dolgu üzerinde 3-3.5 cm kalınlığında bir sıvanın bulunduğu fakat zamanla kırılarak düştüğü, üst kısımda kalan ufak bir parçadan anlaşılmaktadır (Şekil B.75). Ortadaki pencerenin kemeri içten ve dıştan eşittir

İç cephede, bu iki yan pencerenin iç taraftan küçültülmesi, 1833 yangınından sonra ivedilikle yapılan bir onarım sonucu olabilir. Texier (1833) ve Lenoir (1836) çizimlerinde, kemerlerin karınları ve aralarındaki yüzeylerde, figürlü resimler bulunduğu ve kemerlerin iç cepheden ufaltılmamış oldukları görülmektedir (Şekil B.61, Şekil B.76). Texier’nin naosun güney duvarına bakan perspektif çiziminde, bugün duvar içinde kalmış, yan yüzleri yamuk şeklinde (trapezoidal) olan sütun başlıkları ile profilli bir kapı çerçevesi görülür (Şekil B.76). Zemindeki moloz, büyük olasılıkla 1833 yangını sonrası oluşmuştur (Şekil B.76). Sütunların kemerleri arasındaki duvar yüzeylerinde, Bizans duvar süslemeleri görülmektedir (Şekil B.76). Lenoir’ın çiziminde, sağda (batıda) ayakta duran ve sol eli duvarlar arkasındaki bir şehre doğru uzanmış bir aziz görülmektedir (Mango, 1965, s.328) (Şekil B.61). Solda (doğuda) da bir aziz vardır; bir çeşit bayrak taşımaktadır. Lenoir tarafından resmedilmiş düşey yazılar Bizans yazı geleneğine aykırıdır (Mango, 1965, s.328). Doğudaki yazı “AGIOS T...” ve batıdaki ise “ AGIOS IOANNES ” ’tir ve iki azizin adlarını belirtmektedir (Mango, 1965, s.328). Merkezi kemerin karnında ayakta duran bir aziz görülmektedir (Şekil B.61). Lenoir bunların altın zemin üzerinde mozaikler olduğunu fakat tanımlama yapabilmek için çok harap ve eksik durumda bulunduklarını belirtmiştir (Gailhabaud)7. Yapının bu bölümünün tam anlaşılabilmesi, 4 m yükseklikte yer alan pencerelerin, iç cephede sıvalarının açılması; dış cephede, doğrama çıkarıldıktan sonra yakından incelenmesi; tuğlalar ve aralarında kullanılan harcın laboratuvar analizi sonucu olabilecektir. Ayrıca bu kısımda, Lenoir ve Texier çizimlerinde görülen bezemenin de araştırılması gereklidir.

Üçlü pencere düzeninin her iki yanında, bir ucu naosun dört sütunundan birine, diğer ucu güney duvara oturan kemerler bulunmaktadır (Şekil B.70). Kemerlerin duvara oturduğu noktalarda iç taraftan bir destek (dış cepheden kılıç) görülmez, mesnet noktası alttan gelen duvarla hemyüzdür (Şekil B.70). Doğudaki kemerin, üzengi düzleminin hemen üzerinde metal bir gergi vardır (Şekil B.70).

Güney duvarda, orta kısımdaki üçlü pencere düzeninin üzerinde, üst hizası 5.63 m. yükseklikteki ikinci sıra silme bulunmaktadır (Şekil B.70). İkinci sıra silmenin üzerinde haçın güney tonozunu cepheye yansıtan kemerin aynası içinde bir pencere
7 Kitapta sayfa numarası yoktur, Lenoir’ın bu görüşleri çizimleriyle birlikte kitapta yer almaktadır.

Pencerenin mevcut doğraması tek parça ve sabittir (Şekil B.70). Bizans Dönemi’nde bu açıklığın üçlü bir pencere düzeni olması muhtemeldir. Bu üst pencere ve altındaki üçlü pencere düzeni tonozun orta aksından batıya kaymıştır (Şekil B.70, Şekil B.165). Robert Ousterhout’a göre, Bizans mimarisinde, dış cephede kemerlerin aksına oturan pencereler içerde akstan kaymış durumda görülebilmektedir (Ousterhout, 1987, s.68)

Bema ve doğu duvarı

Doğu duvarı, ortada apsis, kuzeyde prothesis, güneyde diakonikon doğu duvarlarından oluşmaktadır (Şekil B.79). Apsis nişinin (bugünkü deforme biçiminde) kuzey-güney doğrultusundaki genişliği 3.48 m., derinliği 1.67 m.’dir (Şekil B.5). Yapının camiye çevrilmesi esnasında, apsisin doğu duvarının kuzey tarafına bir duvar katmanı eklenmiş; güneydoğu parçası ise oyularak içine dairesel bir mihrap nişi yerleştirilmiştir (Şekil B.5). Böylece, apsisin üçlü düzendeki penceresinin kuzey ve güney kanatlarının alt kısımları kapanmıştır

Orta açıklık ve bu açıklığın iki tarafındaki sütunlar hala mevcuttur  Orta, kuzey ve güney kısımların üzerinde birer küçük pencere açıklığı bulunur . Orta kısımda üst ve alt pencereler arasında küfeki taşından, içten boyalı olan yatay bir kayıt vardır

Apsisin doğu duvarı üzerinde, mihrap nişinin güneyinde, Osmanlı dönemine ait, dikdörtgen söveli bir pencere bulunmaktadır Üst kotu halı zeminden 5.63 m. yüksekte olan ikinci sıra silme, bemanın kuzey ve güney duvarları ve apsisin doğu duvarı üzerinde devam etmektedir

Bu silmenin üzerinde, apsis tonozunun iç yüzeyinde, 20. yy. başı onarımına ait (BOA, 1907) Osmanlı kalem işi bezeme ve celi sülüs hat ile kelime-i tevhid yazısı görülmektedir

Prothesis doğu duvarı içten dairesel planlıdır; fakat çeşitli onarımlar sırasında yapılan değişikliklerle özellikle duvarın alt kısmı düzleştirilmiştir (Şekil B.83, Şekil B.15). Duvardaki halı zeminden başlangıcı 1.40 m. yüksekliğinde olan, dikdörtgen niş, kitaplık olarak kullanılmaktadır (Şekil B.83). Dış cephede, nişin arka duvarını, Osmanlı dönemine ait, dikdörtgen çerçeveli bir pencere boşluğunun dolgusu oluşturmaktadır (Şekil B.157). İç tarafta, nişin üstünde, duvar hala eğriselliğini korumaktadır (Şekil B.83). Birinci seviye silme prothesis doğu duvarında da bulunmaktadır (Şekil B.83). Silmenin üzerinde yarım yuvarlak, kademeli bir kemer mevcuttur

Diakonikonun doğu duvarı prothesis doğu duvarı ile hemen hemen simetriktir (Şekil B.84). Burada da duvarın alt kısmı düzleştirilmiş; ancak içindeki pencere açıklığı kapatılmamıştır (Şekil B.84). Duvarda, birinci seviye silme ve silme üzerinde yarım yuvarlak, kademeli bir kemer bulunmaktadır

Kuzey duvar

Kuzey duvarın doğu ucunda prothesisin kuzey duvarı yer alır (Şekil B.5); tüm duvar yerden 1.50 m. yüksekliğe kadar beyaz-yeşil renkte pvc esaslı bir malzeme ile kaplıdır (Şekil B.85, Şekil B.86, Şekil B.87). 51 cm. derinlik, 145 cm. genişliğindeki, yarım yuvarlak planlı prothesis kuzey duvarı, üç yapraklı yoncanın kuzey yaprağını oluşturmaktadır (Şekil B.5). Halı zeminden 4.10 m. yükseklikteki birinci sıra silme, 8.40 cm. kalınlığındadır; silme de duvarın bu kısmında yarım daire planlıdır. Silme, kuzey duvar üzerinde nişten sonra da batıya doğru devam eder (Şekil B.85, Şekil B.86). Haçın kuzey koluna denk gelen, üçlü pencere düzeninin, en doğudaki penceresinin doğusunda sonlanır (Şekil B.87). Silme, üçlü pencere düzeninden sonra kuzey duvar üzerinde görülmez (Şekil B.87). Kuzey duvardaki üçlü açıklığın, naos zeminine kadar indiği, dolgu içinde kalmış sütun başlıklarının üzengilerinden (plinthos) anlaşılmaktadır (Şekil B.87). Osmanlı döneminde, yerden 4 m. yüksekliğe kadar örülerek mevcut duruma getirilmişlerdir. Üçlü açıklığın doğu penceresinin altındaki, duvara ankre edilmiş ahşap kürsü, özgün bir eleman değildir

Üst hizası 5.63 m. yüksekte olan ikinci sıra silme kuzey duvarda da bulunmaktadır (Şekil B.85, Şekil B.86). Kuzey duvarın orta kısmında, üçlü pencere düzeni ve ikinci sıra silme üzerinde, güney iç cephedeki gibi içerden asimetrik olan, kemerli bir pencere açıklığı görülür (Şekil B.87, Şekil B.161). 1937 Nomidis onarımında, naos kuzey duvarının batısında, kuzey ek yapıya açılan bir kapı bulunmuş; fakat dolgusu açılmamıştır (Nomidis, 1958, s.17)

Narteks

Yayvan bir hol olan narteksin iç açıklığı 8.70 x 3.20 m.’dir. Narteks, kuzey ve güneyde birer niş ile bitirilmiştir (Şekil B.5). Plan düzlemine göre basık olan bu nişlerden kuzeydekinin içi dairesel, güneydekinin doğrusal kırık yüzeylerden oluşmaktadır; planda birer pencere nişleri ortalar (Şekil B.88, Şekil B.89). Nomidis, yapının kilise olarak kullanıldığı dönemde, nişlerde görülen pencerelerin, kuzey ek ve güneydeki geçide açılan kapılar olduğunu gözlemlemiştir (Nomidis, 1958, s.16). Narteks, üst örtüsünün izdüşümüyle üç bölüme ayrılır; özgün durumda naosun üç nefinden her biri bu bölümlere geçiş vermekteydi (Nomidis, 1958, s.16) (Şekil B.5). Bugün sadece orta açıklıktan geçiş sağlanmaktadır; kuzey açıklık pencere, güneydeki dolap haline getirilmiştir. Narteksin orta bölümü yaklaşık kare; kuzey ve güney bölümler, uzun kenarları doğu-batı doğrultusunda, dikdörtgen planlıdır Orta bölüm kubbe-tonoz, kuzey ve güney bölümler yelken tonozlarla örtülüdür

Nartekse, dışnarteksle aynı kottan, üzerinde hafifletme kemeri bulunan bir kapı ile girilmektedir. Girişten bir kaç adım ötede, bir basamak kadar (0.19 cm.) yüksek, ahşap bir döşeme başlamakta ve naosa doğru uzanmaktadır. Narteksin kuzey ve güney yan bölümlerinde, ikinci bir basamak çıkılarak ulaşılan, 16 cm. daha yukarda iki platform bulunmaktadır

Yan yüzeyleri boyalı olduğu için sadece kagir oldukları anlaşılabilen platformlar, altta mezar odaları bulunduğu için bu şekilde yükseltilmiş olmalıdır. Nomidis ön raporunda, bu platformların altında 4 ve 5 numaralı mezar odalarının varlığından bahsedilmiş (Nomidis, 1958, s.18); Ebersolt planında da “2 marchés” (2 basamak) yazılı plan notuyla, platformların narteksin orta kısmındaki zeminden daha yüksekte bulunduğu belirtilmiştir

Narteksin tüm duvarlarından, üst seviyesi kuzey platformdan yaklaşık 3.87 m. yükseklikte olan bir silme geçmektedir. Sadece narteksin doğu duvarının merkezinde, kapının üzerindeki pencereden 20’şer cm. önce kesilen silme bulunmaz (Şekil B.96).
Narteks doğu duvarı üzerinde homojen görünmeyen bir sıva tabakası bulunmaktadır. Duvar yüzeyindeki pürüzler, çeşitli müdahalelerle beraber, naosun kuzey ve güney neflerine bakan pencerelerin üst kısımlarındaki dolguları göstermektedir (Şekil B.94, Şekil B.95, Şekil B.96). Osmanlı döneminde kare biçimi almış olan açıklıklar, özgün durumda yuvarlak kemerlidir

Narteksin batı duvarında, merkezi kapı ile güney pencere arasındaki duvar parçası eğriseldir (Şekil B.5). Eğriselliğin nedeni, ancak sıvada yapılacak bir sondajla anlaşılabilir. Narteksin batı duvarındaki kuzey pencerenin altında, küçük bir su haznesi vardır (Şekil B.97). Haznenin, gövdesinin bir sütunun başlığı, kapak kısmının ise kaidesi devşirilerek yapıldığı anlaşılmakta; Osmanlı döneminde, içme suyu haznesi olarak kullanıldığı düşünülmektedir . Mermer hazne, önünde küçük bir gideri olan, üzerinde stalaktitler görülen küçük bir elemandır; üst kısmındaki kapağı bakırdandır ve bugün kullanılmamaktadır

Parekklesion

1833’den beri, çeşitli yayınlarda, naosun güneyinde bulunduğu çizim ve fotoğraflarla gösterilen parekklesion, günümüze ulaşamamıştır (Şekil B.98, Şekil B.99). 1833 yangınında zarar gördüğü anlaşılan yapı; bu yangından hemen sonra Texier tarafından incelendiğinde, parekklesion hala mevcuttur. Texier ve 1836’da yapıyı incelemiş olan Lenoir’ın plan ve cephe çizimlerinde parekklesion gösterilmiştir. 1854’te yapıyı inceleyen Salzenberg, hasar görmüş/yıkılmış olan parekklesionu mevcut izlerden yararlanarak, plan çiziminde noktalı çizgilerle ifade etmiştir

Bu araştırmacıların çizimlerinde detay farklılıkları bulunmaktadır; fakat ortak olarak sağladıkları bilgiler : parekklesionun doğu cephesinde bir apsisin varlığı, apsisten batıya doğru uzanan güney duvarının ilk 3 m.’lik kısmının dolu duvar, sonraki kısmının beş adet sütunla bölünen yarı açık bir sundurma biçiminde olduğudur (Şekil B.15, Şekil B.100). Sütunların başlıkları dışnartekstekilere benzer kompozit başlıklardır (Şekil B.100). Doğudan üçüncü ve dördüncü sütun diğerlerinden daha kısadır; bu kısa sütunların arasında mermerden, profilli sövesi bulunan bir kapı ile kapının üzerinde yuvarlak kemerli bir pencere görülmektedir

Parekklesion yıkılmadan evvel güney cephe çizimi sadece Lenoir tarafından yapılmıştır; bu çizimde haçın güney koluna denk gelen bölümde çatı örtüsü eğrisel gösterilmiştir (Şekil B.100). Parekklesion daha önce yarı açık sundurma biçiminde iken, muhtemelen yapı camiye dönüştürüldüğü sırada, sütunların arası ince bir duvarla örülerek kapatılmıştır (Şekil B.15). Yapıyı inceleyen araştırmacılar da duvarı cephelerinde ve normalden daha ince oluşunu planlarında göstermişlerdir. Ebersolt’un plan çiziminde, yerde yatık olarak görülen sütun gövdesi, muhtemelen parekklesion güney duvarındaki dört sütundan birine aittir

Atina’daki Kapnikarea Kilisesi’nde de, benzer şekilde, yarı açık, sütunlu bir sisteme sahip olan batı cephesi, sütunların araları örülerek kapalı hale getirilmiştir

1937 yılında, parekklesion apsisinin kuzey parçası temel seviyesinin biraz üzerinde hala görülebilmektedir; yapıda on aylık bir çalışma yürütmüş olan Nomidis bu durumu raporunda belirtmiştir (Nomidis, 1958, s.17). Nomidis, apsis parçasının 0.80 x 1.75 m. boyutlarında olduğunu ve yapıdaki çalışmaları sona erdirilmemiş olsa, basit bir kazıyla, tüm parekklesion planını temel seviyesinde ortaya çıkarabileceğini açıklamıştır (Nomidis, 1958, s.17). Tez kapsamında, önceki araştırmacıların verilerine dayanılarak bir restitüsyon çizimi yapılmıştır (Şekil B.15, Şekil B.16). Kilise Camii naosunun güneyinde bir arkeolojik kazı yapılırsa bugüne kadar toplanan verilerin sağlaması yapılabilir.

Kuzey ek

İki katlı olan kuzey ek, bir alt, bir üst oda ile bunların bağlantısını sağlayan, kuzey duvar içine yerleştirilmiş bir merdiven holünden oluşmaktadır (Şekil B.5). 1261 sonrasındaki (Latin işgalinden sonraki) onarımda eklendiği düşünülen bu kısım, yapının ikinci dönemine aittir (Ousterhout, 1987, levha : 161; Mango, 1965, s.325).

Alt oda

Uzun kenarı doğu-batı doğrultusundaki, dikdörtgen planlı alt odanın iç açıklığı yaklaşık 6.59 x 3.05 m.’dir (Şekil B.102). 1995 yılında, içine hela yerleştirilmiş; yer ve 1 m. yüksekliğe kadar duvarlar, beyaz fayans ile kaplanmıştır (Şekil B.102, Şekil B.103). Dışnarteksten kuzey eke giriş, 2 sütun arasına yerleştirilmiş serpantin breşi “verde antico” mermerinden8 profilli sövesi olan bir kapıdandır (Şekil B.105, Şekil B.106). Sütunlar tamamen, mermer söve kısmen boyalıdır; sövenin içine demirden bir kapı takılmıştır (Şekil B.105, Şekil B.106). Sövenin üst başlığında, merkezi aksın 10 cm. kadar kuzeyinde derin bir çatlak mevcuttur (Şekil B.106). 1937 onarımından önce kuzey eke geçiş veren kapı dolgu ile kapatılmıştı; onarım sırasında bu dolgu açılmıştır (Nomidis, 1958, s. 16) (Şekil B.107). Çatlağın sebebi dolgunun boşaltılması olabilir; Nomidis raporunda bu üst başlığın sağlamlaştırıldığı belirtilmiştir (Nomidis, 1958, s.16). 1995 sonrasındaki müdahaleler göz önüne alınırsa, çatlağın yakın bir tarihte oluşmuş/büyümüş olma ihtimali yüksektir.

Sepantin breşi Yunanistan’ın Teselya-Larissa bölgesindeki taş ocaklarından çıkarılan,Roma ve Bizans yapılarında tipik olarak kullanılan bir mermerdir. Mermerin isimlendirilmesi Ar. Gör. Serkan Angı ( İTÜ Maden Fak., Jeoloji Müh. Böl., Uygulamalı Jeoloji Anabilim Dalı ) tarafından yapılmıştır.

Kapı sövesinin yanındaki sütunlar farklı tipte başlıklara sahiptir

Kuzeydeki akant yaprakları ile süslü korinth bir başlıktır (Şekil B.108). Güneydeki dışnarteks içinde yer alan kompozit başlıklarla aynı tiptedir (Şekil B.109). Oldukça hasarlı durumda olan başlıklardan, kuzeydekinin ortasından geçen metal mil görülür duruma gelmiştir

Kuzey ekin naostan sonra inşa edilmiş olduğu, naos kuzey duvarı önüne getirilen üç sütuna, kuzey ek örtüsünü taşıyan kemerlerin oturmasından anlaşılmaktadır. Örtüyü taşıyan kemerler naos kuzey duvarı ile eş zamanlı yapılsalardı, direkt kuzey duvar üzerine oturmaları gerekirdi

Sütunların üçü de, ionik impost başlıklara sahiptir; en doğudaki boya ve alçı ile tamamen, diğerleri kısmen kaplıdır (Şekil B.102, Şekil B.103, Şekil B.104). Alt odanın örtüsü, batı kısımda kubbe-tonoz, doğuda beşik tonozdur (Şekil B.5).
Merdiven holü
Merdiven holü, alt odanın kuzey duvarı içinde iki basamak çıkılarak ulaşılan 97 x 83 cm. ölçülerindeki bir sahanlıkla başlar Buradan, 14 basamak çıkılarak, 94 x 93 cm. ölçülerinde, ikinci bir sahanlığa ulaşılır

İkinci sahanlıktan üç basamak çıkılarak ulaşılan, özgün olmayan, demir bir kapıdan üst odaya girilmektedir

Üst oda

Üst odada, ilk ulaşılan, 2.02 x 3.03 m. ölçülerindeki mekan, bugün mutfak olarak kullanılmaktadır (Şekil B.112, Şekil B.113). Kuzey ekin, müezzin evi olarak kullanıldığı dönemde burası mutfağa dönüştürülmüş olmalıdır. Mutfakdan, iki basamakla, zemini halı kaplı, 3.25 x 4.03 m. boyutlarında bir mekana ulaşılır (Şekil B.114); mekanın batı duvarında Bizans dönemine ait özgün bir niş bulunmaktadır. Bu mekandan 7 basamakla, mutfağın tam üstüne denk gelen, 3.03 x 2.66 m. ölçülerinde bir asma kata çıkılmaktadır (Şekil B.115). Üst odanın örtüsü beşik tonozdur. Kullanıcılardan kaynaklanan problemler (kilitli bulunan odanın kapısı çeşitli nedenler ileri sürülerek ikinci bir defa açılmamıştır) nedeniyle, üst oda çok az incelenebilmiştir.

Dışnarteks

18 x 3.77 m. iç ölçülerinde, yayvan bir hol olan dışnarteksin, ana yapının batısına 14. yy. başında eklendiği düşünülmektedir (Şekil B.5). Dışnartekse önündeki sahanlıktan, demir bir kapı ile girilmektedir; özgün olmayan kapı yeşil boyalıdır . Demir kapı, giriş kemerinin dış (batı) tarafına yerleştirilmiştir. Giriş kemerinin, iç (doğu) tarafında sabit, özgün olmayan bir ahşap rüzgarlık vardır

Bir giriş holü niteliğindeki dışnarteks, batı-doğu doğrultusundaki dört kemerle beş bölüme ayrılmaktadır  Kemerlerin doğu uçları birer sütuna bindirilmiştir, bu sütunlardan en güneydekinin yerini bir pilastr almıştır  En güneydeki pilastr, Pulgher, Salzenberg, Lenoir, Ebersolt planlarında sütun olarak, Gurlitt de ise pilastr olarak gösterilmiştir. Bu nedenle, 1894 depremi hasarı sonucunda sütunun değiştirilmiş olduğu düşünülmektedir. Dışnarteksin en kuzey bölümü kuzey ekin genişliği kadar, en güney bölüm de güney ekin orta hizasına kadar narteksten dışarı taşmaktadır

Dışnarteks döşemesi yaklaşık 20 sene önce karo mozaik ile kaplanmıştır
. Bu müdahale sonucu, arşiv fotoğraflarında yer döşemesinde görülen devşirme mermer parçalar kaybolmuştur (Şekil B.120, Şekil B.123). Bunlar içinde en önemlisi, Şengül Tümer’in tezindeki bir çizimle belgelediği parçadır; planda geçit olarak gösterilen mekanda, dışarı açılan kapının ağzında, yerde, toprağa gömülü halde bulunduğu belirtilmiştir (Tümer, 1957, s.25). Karo mozaik döşeme ile birlikte 5 cm. yüksekliğinde karo mozaik bir süpürgelik dışnarteksteki tüm duvar-döşeme birleşimlerinden geçirilmiştir (Şekil B.119).

Doğu duvarı

Doğu duvarı üst örtüyü taşıyan kemerlerin oturduğu pilastrlar ve altlarındaki sütunlarla beş düşey bölüme ayrılmaktadır (Şekil B.7). Pilastrlar üzerinden, yaklaşık 4 m. yükseklikte, bir silme geçmektedir (Şekil B.7). Doğu duvarının kuzeyden ilk bölümünde, duvarın üst kısmında, kemerli ve büyük bir pencerenin kapatılmış olduğu görülmektedir. Dışnarteks eklendiği için bir kısmı duvar arkasında kalmış olan pencere; dışnarteksin kuzey ekden daha sonra inşa edilmiş olduğunu kanıtlamaktadır (Şekil B.121).
Kuzeyden ikinci ve dördüncü bölümlerde, alttakiler 123 x 259 cm., üsttekiler 63 x 128 cm. boyutlarında, kemerli pencereler bulunmaktadır (Şekil B.7, Şekil B.117). Texier ve Lenoir çizimlerinde, alt pencerelerin alt kısımlarında, dışnarteks batı duvarındaki korkuluk levhalarının benzerleri gösterilmiştir (Şekil B.122). Daha sonra kaybolmuş olan, serpantin taşından yapılmış bu levhaları Salzenberg kiliseyi ilk ziyaret ettiğinde gördüğünü belirtmiştir (Salzenberg, 1854). Nomidis onarımı sırasında bu pencerelerin altındaki duvarlar açılmış; ancak levhalar bulunamamıştır (Nomidis, 1958, s.16).
Doğu duvarının merkezinde, Marmara mermerinden profilli sövesi ve üzerinde hafifletme kemeri bulunan bir kapı vardır; sövenin içine özgün olmayan, ahşap bir doğrama yerleştirilmiştir (Şekil B.7, Şekil B.92). Söve, Nomidis onarımı sırasında, üst atkının ortasındaki çatlağın demir bir çubukla desteklenmesi, üst atkıdan ayrılarak düşeyden kaymış olan yan elemanların ise yerlerine oturtulması suretiyle sağlamlaştırılmıştır (Nomidis, 1958, s.16). Nomidis onarımı sonrasında, 1940 yılına ait Encümen Arşivi fotoğrafında, hafifletme kemerinin içinde doğrama bulunmaz ve kemer üzerinde Osmanlı dönemi kalemişi süsleme görülür (Şekil B.123). Bugün hafifletme kemeri içine niteliksiz bir doğrama konmuş; kalemişi süsleme badana ile kapatılmıştır (Şekil B.92).
Doğu duvarının güneyden ilk bölümü, minarenin sonradan buraya oturtulmasından kaynaklandığı düşünülen amorf yüzeylere sahiptir (Şekil B.124) (Hallensleben,1965, s.216). Duvarın en güneyinde, minarenin demir kapısı bulunmaktadır (Şekil B.125); minare kapısının kuzeyinde bulunan iki basamak inilerek bir geçite ulaşılır (Şekil B.5, Şekil B.7, Şekil B.126). Bu geçitten, kemerli bir açıklıkla, gri boyalı, demir bir kapıdan, dış mekana, naosun güney duvarı ile gecekondu yapıları arasında kalan bir avluya çıkılmaktadır (Şekil B.5, Şekil B.126).

Batı duvarı

Batı duvarı, yaklaşık 4 m. yükseklikten geçen bir kornişle iki yatay bölgeye ayrılmıştır (Şekil B.8). Kornişin altında, merkezde yuvarlak kemerli bir kapı, kapının kuzey ve güneyinde ise ikişer sütunla üçe bölünerek oluşturulmuş düzenler (tribelonlar ) yer alır; sütunların alt kısımlarının araları mermer korkuluk levhaları ile kapatılmıştır

Özgün durumda, mermer levhaların üzerinin tek parça camlı doğrama ile kapatılmış olduğu ya da levhaların üst kısmında doğrama olmaksızın yarı-açık bir cephe düzeni bulunduğu düşünülmektedir. Kilise Camii ile çağdaş Bizans kiliselerinde benzer cephe düzenlerine rastlanmaktadır (Şekil B.101, Şekil B.129). Bu üçlü açıklıkların kemerleri dış cepheden simetriktir; ancak iç cephede üçlü kemer düzenlerinin kuzey ve güney yan kemerleri, dıştaki kemerlerin aksında değildir (Şekil B.8, Şekil B.59, Şekil B.127, Şekil B.128). Bunun sebebi, Osmanlı dönemi onarımlarımları olabilir;

1940 fotoğrafında da aynı durum görülmektedir  Bir diğer olasılık Bizans mimarisinde daha çok dış cephe simetrisine önem verilmesidir.

Kornişin üstü 4 kemerle, beş bölüme ayrılmıştır. Orta bölümde içiçe dört kemer görülmektedir; bu kemerlerin içinde yüksek omuzlu (high-shouldered) ve simetrik iki pencere bulunur (Şekil B.8). Pencerelerin, 18x18 cm.’lik karelere bölünmüş alçı doğramaları özgün değildir. Orta bölümün kuzey ve güney yanlarındaki açıklıklar simetriktir; bu bölümlerde dört kademe içinde, yuvarlak kemerli, ikişer pencere görülmektedir (Şekil B.8). En güney ve en kuzey bölümler farklıdır. Güneydekindeki üçlü pencere düzeninde, yaklaşık ölçüleri 63x73 cm. olan orta pencere açık, yan pencereler örülüdür (Şekil B.8). Dış cephede, bu pencerelerin sonradan, gelişigüzel örüldüğü anlaşılmaktadır (Şekil B.59, Şekil B.175). En kuzey bölümdeki üçlü pencere düzeninde, ölçüleri 74 x 145 cm. olan orta pencere yuvarlak kemerli, yanlardakiler orta pencereye göre birbirlerine simetrik ve yüksek omuzlu pencerelerdir

Güney duvar

Güney duvar yaklaşık 4 m. yükseklikten geçen bir kornişle 2 bölgeye ayrılmaktadır. Kornişin altında, doğu uçta, yuvarlak kemerli bir niş görülmekte; dış cepheden nişin arka yüzeyindeki duvarın dolgu olduğu anlaşılmaktadır (Şekil B.117, Şekil B.148). Nişin batısında, duvarın bir kısmı, önündeki yeşil boyalı, demir kulübeden dolayı görülememektedir

Kornişin üst kısmında, kubbeyi taşıyan ana kemer ve içinde ikinci bir kademe görülmektedir. Kemerin ikinci kademesi, ortasına kalınca bir kayıt örülerek yüksek omuzlu iki pencereye bölünmüştür. Bu pencerelerden batıdakinin kemerinin karnında mozaik bir bordür bulunduğu, Şengül Tümer’e ait bir fotoğrafda görülmektedir (Şekil B.132). Bugün üzeri sıvalı olan bu bölümün, yapının geçireceği kapsamlı bir onarımda dikkatle araştırılması gerekir. Tümer’in fotoğrafında, Nomidis onarımı sonrası, temizlenmiş durumda görülen korniş, bugün boyalıdır (Nomidis, 1958, s.16).

Dumbarton Oaks Arşivi’nde yer alan bir Sébah-Joallier fotoğrafı, dışnarteks güney duvarının 19. yy. sonundaki durumunu göstermektedir (Şekil B.133); bu tarihte, güney duvarın önünde Nomidis tarafından kaldırıldığı söylenen depo (Nomidis, 1958, s.15) ve bugün nartekste bulunan su haznesi dikkat çekmektedir. Fotoğrafta, dışnartekste hala mevcut bulunan tek gergi de görülmektedir; gergi, giriş kapısının
68
güneyindeki kemerin açılmasını önlemek için konmuştur (Şekil B.117, Şekil B.133). Fotoğrafta, girişin güneyindeki tonozda yoğun nem görülmektedir; güney kubbe altında bir iskele kurululudur (Şekil B.133). Nomidis, 1937’de yapıda çalışmaya başladığında, geleneksel kiremitle kaplı dışnarteks kubbelerinin çok su geçirdiğini ve kubbeler üzerinde çeşitli bitki oluşumlarının var olduğunu ifade etmiş; Vakıflar’dan ısrarla talep etmesi sonucunda, dışnarteks kubbelerinin, Vakıflar tarafından, kurşunla kaplatıldığını raporunda belirtmiştir (Nomidis, 1958, s.37).

Kuzey duvarı

Kuzey duvar da yaklaşık 4 m. yükseklikten geçen bir kornişle, 2 yatay bölgeye ayrılmaktadır; kornişin alt kısmına, yaklaşık 20 yıl önce, abdest muslukları yerleştirilmiştir (Şekil B.119). Muslukların üzerinde, daha önce burada bulunan kapı örülürken içinde bırakılmış olan pencere açıklığı mevcuttur (Şekil B.119).
Dumbarton Oaks Arşivi’nde bulunan bir Sébah-Joallier fotoğrafı, dışnarteks kuzey duvarının 19. yy. sonundaki durumunu göstermektedir; duvarın önünde Nomidis tarafından kaldırıldığı söylenen hoca odası (Nomidis, 1958, s.15) ve odanın önünde bir su haznesi ile tulumba bulunmaktadır (Şekil B.134). Dış narteks örtüsünün nem problemi bu fotoğrafta da izlenmektedir (Şekil B.134).

Üst örtü

Dışnarteksin dört kemerle birbirinden ayrılmış beş biriminden, kuzey, güney ve ortadaki, sekizgen kasnaklara oturan pandantifli kubbelerle örtülüdür; tamburlarının alt tarafında birer korniş dönmektedir. Kubbelerden ortadaki balkabağı biçiminde (Şekil B.135), kuzey ve güneydekiler ise kaburgalıdır (Şekil B.137, Şekil B.138); ara birimler yelken-tonoz ile örtülmüştür (Şekil B.136). Ortadaki kubbe onaltı dilimlidir, sekizine pencere açılmıştır (Şekil B.135). Kuzey ve güney kubbeler ise sekiz yassı kaburgayla sekiz birime bölünmüştür; güney kubbenin her biriminde bir pencere bulunmaktadır (Şekil B.138); kuzey kubbenin, Osmanlı döneminde örülmüş olan pencerelerinden, 1937 onarımında açılan dört tanesi, gayrimuntazam delikler görünümündedir (Şekil B.137). Nomidis, raporunda, çalışmanın aniden durdurularak yarım kalması sonucu, bu pencerelerin tam açılamadığını ifade etmiştir (Nomidis, 1958, s.16).

Mozaikler
1937 yılında, Kilise Camii dışnarteksinde, o tarihe kadar bütünlüğünü iyi korumuş durumda mozaikler bulunmuştur (Nomidis, 1958, s.36). Dışnarteks güney ve orta
kubbeleriyle, kuzey kubbenin açılabilen 4 pencere kemerininin karnındaki mozaikler bugün kısmen görülebilmektedirler; çünkü mozaiklerdeki tüm figürler, Eyice’ye göre9, caminin imamı tarafından, 1979 senesinde, badana ile kapatılmıştır (Şekil B137, Şekil B.138). Dış narteks güney kubbedeki mozaikte, ortada Meryem ve çocuk İsa (Şekil B.139), kaburgalar arasında sekiz peygamber figürü resmedilmiştir; mozaiğin zemini pembeye çalan bir kırmızıdır (Ogan, 1944, s.107).

Dış narteks orta kubbedeki havarileri temsil eden mozaikler, güneydekilere göre daha harap durumdır (Şekil B.140). Nomidis raporunda, ilk açıldıklarında, mozaiklerin kubbeden gelen su nedeniyle mat ve oksidasyon sonucu kararmış oldukları belirtilmiştir (Nomidis, 1958, s.37).

Dışnarteks kubbeleri ile naos kubbesinde, pencere kemerlerinin karınlarında, (kimi pencerede kısmen olmak üzere), mozaik bordürler görülmektedir (Şekil B.63, Şekil B.141, Şekil B.142). Dışnarteksteki mozaik bordürlerin desenleri zigzagların meydana getirdiği bir esas gövdeden çıkan kıvrımlı dallardan oluşmaktadır (Şekil B.141, Şekil 142). Naos kubbesindekiler geometrik motifler içermektedir (Şekil B.63).

XIV. yy.’ı temsil eden, Paleolog Devir Bizans resim sanatı, İstanbul’da, Fethiye, Kariye ve Vefa Kilise Camii mozaikleri ile karşımıza çıkmaktadır; Bizans resim sanatında, bu dönem, yeniden Helenistik geleneklere dönülen bir rönesanstır (Eyice, 1980, s.63) (Şekil B.141, Şekil B.142, Şekil B.143). Zeminde altın yaldız terk edilmiş; figürler eskiden olduğu gibi, cepheden tasvir edilmiş, zemine yapışık ve donuk durmamaktadır (Mango, 1965, s.328). Değişik hareket motifleri taşıyarak hacim değeri kazanmış olan figürler, mozaik değil, yağlıboya resim tesirine sahiptir (Mango, 1965, s.328).

Devşirme malzeme

Korkuluk levhaları
Dışnarteks cephesindeki sütunlar arasında kabartmalı, mermer korkuluk levhaları bulunmaktadır. Başka yapılardan getirilmiş olan bu levhalar, binanın yapım tarihinden daha eskidir (Eyice, 1980, s.66). Kuzeyden ilk levha, sonradan değiştirilmiş olduğu için bezemesizdir (Millingen ve Ebersolt’un batı cephesi Semavi Eyice’nin sözlü ifadesine dayanılarak yazılmıştır.

çizimlerinde bu kısmın örülü olduğu görülmektedir; örgü açıldığında özgün levha bulunamadığı için sade bir mermer levha konmuş olmalıdır) (Şekil B.8). Sonraki iki levha, çimentolu harç/alçı+boya ile kaplanmış oldukları için kabartma öğeleri tam seçilememektedir (Şekil B.8).

Kapının güneyindeki 1. levha, dikdörtgen bir çerçeve içinde baklava motifi ve baklavanın ortasında, ortadaki biraz daha büyükçe olan 3 daire içermektedir (Şekil B.144). Ortadaki dairenin içinde çiçek yaprakları bulunmaktadır; baklavanın içine girip çıkan bir kurdela motifi görülmektedir. Baklavanın dışında, güney tarafta bir motif daha vardır, ancak bu motifin simetriği seçilememektedir (Şekil B.144). 2. levhada, dikdörtgen bir çerçevenin ortasında bulunan dairenin içinde sekiz kollu bir haç vardır, dairenin kolları aşağıda bir düğüm yaparak, dikdörtgenin köşelerine kıvrılarak gitmekte ve köşelerde dairenin yanlarında bulunan gamalı haçların aşağı kolları ile birleşmektedir (Şekil B.145) (Tümer, 1957, s.25). Bu levha, çimento ile sıvanmış ve yeşile boyanmış olduğu için, tanımlanan öğeler tam olarak görülememektedir. 3. levha ise demir kulübenin arkasında kaldığı için görülememiştir (Şekil B.8).

Sütun başlıkları

Dış narteksin Marmara Adası mermerinden oyulmuş sütun başlıkları da devşirme malzemedir (Eyice, 1980, s.66). Bu başlıklarda görülen, derin oyularak gölge ve ışık etkisinin arttırılması, Bizans başlıklarının en önemli özelliklerinden biridir (Eyice, 1980, s.87) (Şekil B.146).

Batı cephesinde, kapının kuzeyinde yer alan başlıklar, sepet tipindedir (Şekil B.3, Şekil B.59). Aynı tip başlıklar Küçük Ayasofya’nın aşağı sıralarındaki sütunlarda da görülmektedir (Eyice, 1980, s.66); ince bir şekilde işlenmiş olan başlıklar, bugün, alçı ile kaplıdır (Şekil B.127). Kapının güneyinde, oldukça harap durumdaki sütun başlıkları köşeli bir çalışma gösterir (Şekil B.3); V. yy.’a ait oldukları düşünülmektedir (Eyice, 1980, s.66).

Dış nartekste, iç mekanda kompozit ve korinth sütun başlıkları bulunmaktadır (Şekil B.108, Şekil 109, Şekil 146). Kompozit başlıklar, çift sıra halinde akant yaprakları ile süslenmiştir (Eyice, 1980, s.66) (Şekil B.109). Volütlerinin arasında birer rozet vardır; üzerlerinde kemerlerinin ağırlığını yayan kare şeklinde birer üzengi (plinthos) bulunmaktadır (Şekil B.109). VI. yy.’a ait oldukları düşünülen bu başlıkların
71
biçimleri, işleniş tarzları ve oyma tekniği Kalenderhane Camii’indekilere benzerdir (Eyice, 1980, s.66).

Güney ek

Yapının güneybatı köşesindeki güney ek, iç ölçüleri yaklaşık 3.65 x 3.70 m., kare planlı bir mekandır. Kubbe tonoz olan üst örtüsü bugün görülememektedir; çünkü müezzin evinin bir odası olarak kullanılmaktadır ve tavanı ahşap lambri ile kapatılmıştır (Şekil B.147).

Güney ekin, dışnarteksle aynı dönemde inşa edildiği düşüncesi ilk defa Hallensleben tarafından ortaya atılmıştır (Hallensleben, 1965, s.211). Yapının güney-batı köşesinde, dışnarteksteki taş-tuğla sıralarının, güney ekte aynı hizada devam ettiği görülmektedir (Şekil B.148). Araya sokulmuş olan minare kaide duvarı da, bu iki yüzey arasındaki bağlantıyı tamamlar niteliktedir; taş-tuğla hizaları dışnarteks ve güney ekle aynıdır (Şekil B.148).

Güney ekin özgün işlevi Ebersolt tarafından vaftizhane olarak düşünülmüştür (Ebersolt, 1979, s.167). Ancak orta ve geç Bizans dönemlerinde bu şekilde bir vaftizhane yapısı örneği görülmemesi, özgün durumda güney ve doğu duvarları kemerli birer açıklık olan yapının vaftizhane işlevine uygun olamayacağı Hallensleben tarafından ortaya konmuştur (Hallensleben, 1965, s.215).

Hallensleben buranın kilisenin çan kulesinin zemin katı olduğunu iddia etmektedir (Hallensleben, 1965, s.216) (Şekil B.15). Hallensleben’ın iddiası kabul edilirse, bu en azından bir yüksekliğe kadar ulaşan bir kagir merdivenin varlığını gerektirir. Belli bir yükseklikten sonrasına, muhtemelen, ahşap bir merdivenle devam edilmektedir. Hallensleben, dış cephede, dışnarteks güney cephesi, minarenin kaidesi ve güney ekte aynı hizada devam eden taş+tuğla sıralarından yola çıkarak, minarenin merdivenlerinin bir kısmının kilisenin çan kulesine ait özgün basamaklar olduğunu, fakat içerden merdivenin giriş yönünün değiştirildiğini iddia etmiştir (Hallensleben, 1965, s.216) (Şekil B.15, Şekil B.16). Yapılan restitüsyon denemesinde, Hallensleben’ın iddiası kabul edilerek, ona uygun bir çizim yapılmıştır (Şekil B.15, Şekil B.16). Mango’nun da Kilise Camii olabileceğini iddia ettiği manastır kiliselerinden biri, 14. yy.’ın ikinci çeyreğinde kurulmuş olan “ τϗς Βεβαίας’ Ελπίδος ” “Tis Bebaias Elpidos ” ’un (Mango, 1958, s.429) bir çan kulesi olduğu ve 1400’de tamir edildiği bilinmektedir (Delehaye, 1921, s.95-96).

Yapı üzerinde

detaylı bir inceleme olmadan, onarım dolayısıyla sıvalar açılarak incelenmeden, bu görüşe tamamen katılmak bilimsellikten uzaktır; ancak bu görüş minare merdivenlerinin ilk beş basamağının açılı durmasını ve dışnartekste minare girişi etrafında bulunan amorf duvar yüzeylerini açıklayabilir

Dış mekan

Batı cephesi

Dışnarteks/batı cephesi, yatay ve düşey olarak birçok bölüme ayrılmıştır. Kademeli kemerler, sağır nişlerle yaratılan gölge-ışık etkisi hareketli bir cephe ortaya çıkarmış; tuğla ve taşın alternatif kullanımıyla polikromi sağlanmıştır (Şekil B.59). Batı cephesi, iki korniş ile üç yatay parçaya bölünmüştür (Şekil B.3, Şekil B.59). En alt korniş bodrum seviyesi ile esas cepheyi ayırmaktadır; batı cephesinin güney ucuna yakın, bodruma giriş veren açıklık, şu anda örülüdür (Şekil B.149). Yapı meyilli bir araziye oturduğu için doğudan batıya ve kuzeyden güneye doğru arazinin kotu düşmekte, yapının batı cephesinde bodrum seviyesi görünmektedir; bu seviye güneybatı uçta maksimum yapdığı için, bodrum girişi de batı cephesinin güney tarafındadır (

Yapının batı cephesi önünde Bizans döneminde farklı bir merdiven bulunduğu anlaşılmıştır (Mamboury, 1938, s.307) (Şekil B.15). 1937’deki bir kanalizasyon inşaatı sırasında, Mamboury, mevcut durumdaki gibi çift taraflı bir merdiven yerine, cepheye dik, tek yönlü bir merdivenin kalıntılarını gözlemlemiştir (Mamboury,1938, s.307). Bu merdiven restitüsyon çiziminde ifade edilmeye çalışılmıştır (Şekil B.15, Şekil B.16). Mamboury, batı cephesinin önündeki zeminin bugüne göre daha aşağıda kotta bulunduğunu belirtmiştir (Mamboury, 1938, s.307). Dışnarteksin 1320’ye tarihlendirilmesi, önündeki zeminin, aradan geçen yedi asırda yükselmesini olağan duruma getirmektedir. Bu yükselme çok alçak görülen batı cephesindeki bodrum girişinin de, aslında daha yüksek olduğunu göstermektedir (Şekil B.149).

Alt kornişin biraz üzerindeki bir seviyede bulunan sahanlıktan, kemerli bir kapıyla yapıya girilmektedir. Sarı oluklu levhadan saçağı bulunan giriş kapısının iki yanında ve cephenin güney ve kuzey uçlarında, yarım daire planlı nişler vardır. Texier planında, kapının, Osmanlı döneminde, dışa taşkın bir portal biçiminde olduğu görülmektedir (Şekil B.150). Bu portale ait duvar parçaları kaldırıldığında, arkalarındaki yarım daire nişler ortaya çıkmıştır (Şekil B.3). Texier (1833) ve Lenoir’ın (1836) batı cephelerinde görülen bu portalin, Salzenberg’den (1854) itibaren görülmemesi10 (Şekil B.156, Şekil B.177); 1833 yangını sonrasındaki bir onarımda kaldırıldığını düşündürmektedir. Cephenin hem kuzey hem de güney kanadında yarım daire nişlerin arasında, üçlü düzenler (tribelon) yer almakta; bu düzenlerin kemerleri, açıklıkları eşit olarak üçe bölen, ikişer sütun tarafından taşınmaktadır (Şekil B.3). Sütunların aralarında, alt hizada, mermer korkuluk levhaları, bu levhaların üzerinde ise pencere doğramaları bulunmaktadır (Şekil B.59).

Sütun başlıkları hizasında giden mermer bir korniş, nişlerde de devam ederek, dışnarteksin kuzey ve güney cephelerine dönmektedir (Şekil B.131, Şekil B.170). Bu kornişin üzerinde cephenin orta ve üst bölümlerini ayıran ikinci korniş bulunmakta (Şekil B.59); dışnarteksin kuzey ve güney yan cephelerine ikinci korniş de devam etmektedir.
Batı cephesinin en üst kesiminde, her biri dışnarteksin beş bölümünden birine denk düşen, kemerli birimler bulunmaktadır (Şekil B.59). Birimlerde, çift kademeli kemerler içinde bulunan pencere kemerleri de iki kademelidir; cephe, dört kademeli bir derinlik kazanmıştır (Şekil B.175). Birimlerden, kuzeyden ikinci, dördüncü ve beşincinin kemerleri içinde tuğla ile oluşturulmuş balıksırtı (herringbone) ve baklava (diaper pattern) desenleri görülmektedir (Şekil B.175.a, Şekil B.175.b). Üçüncü ve dördüncü birimin kemerleri arasında dört taşı kalmış bir dama deseni; dördüncü ve beşincinin kemerleri arasında tuğladan bir motif, bozulmuş durumda görülmektedir (Şekil B.175.b). Kademeli kemerlerden en dıştakilerin sırtlarında, Fethiye parekklesionunun batı cephesindeki gibi, tek sıra tuğla ile oluşturulmuş şeritler bulunmaktadır; ancak Vefa’nınkiler çok tahrip olmuştur, kemerlerin sırtının yarı yüksekliğine ulaşamadan duvar yüzeyinde kaybolmaktadırlar (Şekil B.175).

Dışnarteks batı cephesi saçak hattının şu andaki gibi düz olmadığı düşünülmektedir; Semavi Eyice’ye göre bir Osmanlı onarımında düzleştirilmiş olan bu hat, özgün halinde, batı cephesi kemerlerinin kavislerine uygun biçimde dalgalıdır (Eyice, 1980, s.65). Texier’nin batı cephesinde, dışnarteks saçakları kırık bir hat şeklinde ifade edilmiştir; saçak hattı, orta kısım hariç, diğer dört birim üzerinde üçgenler
10 Salzenberg (1854) ve Pulgher (1878)’in batı cephelerinde yarım daire nişlerin açılmış olduğu görülmektedir; onlardan daha sonra yapıyı incelemiş olan Bayet (1892)’in batı cephesinde görülen portal, büyük ihtimalle yazarın çizimi sonradan kitaplardan veya hayal gücü ile tamamlamış olmasından kaynaklanmaktadır (Şekil B.150, Şekil B.177).
oluşturmaktadır (Şekil B.156). Bu detayın o zamanki mevcut durumu gösterip göstermediği bilinmemektedir. Yapıyı Texier’den sonra incelemiş olan Lenoir (1836) ve Bayet (1883) saçak hattını eğrisel çizmiştir (Şekil B.150). Dışnarteks kubbeleri saçaklarının da, özgün hallerinde, ana kubbe gibi dalgalı olabileceği düşünülmektedir.

Korkuluk Levhaları

Batı cephesinde, kuzeyden ilk levha, sonradan değiştirilmiş olduğu için bezemesizdir (Şekil B.3). İkinci levhada, kazınmış bir haç ve kollarının arasında daireler içersinde fırıldak motifleri görülür (Şekil B.151). Üçüncü levhada, dikdörtgen bir çerçeve içinde ortada bir daire ve içinde sekiz kollu bir haç, yanlarda ufak daireler içinde papatyalar, yıldızlar vardır (Tümer, 1957, s.24); bu levha çimentolu bir harçla kısmen örtüldüğü için bu tanımdaki öğeler tam görülememektedir (Şekil B.152).

Kapıdan sonraki ilk levhada, dikdörtgen bir çerçeve içinde bir daire, ortasında bugün üzeri çimento ile sıvanmış olduğu için görülemeyen bir haç vardır (Tümer, 1957, s.24); ortadaki büyük dairenin her iki yanında, dikdörtgenin kuzey ve güney kenarlarına yaslanan üçer adet küçük daire ve içlerinde motifler bulunmaktadır (Şekil B.153).
İkinci levha, dikdörtgen bir çerçeve içinde bir baklava, baklavanın içinde bir daire ile daire içindeki eşit kollu bir haç motiflerini içermektedir; dairenin içi çiçekler ve yapraklarla süslüdür (Tümer, 1957, s.24) (Şekil B.154). Dikdörtgenin köşelerinde, daireler içinde altı bölümlü ve altı yapraklı rozaslar yer almaktadır (Tümer, 1957, s.24). Bu levhanın ortasındaki daire de çimento sıva ile kaplanmıştır (Şekil B.154). Üçüncü levha, dikdörtgen bir çerçeve içinde altı kollu bir haç, haçın etrafında bir daire içermektedir; daire çimento kaplıdır (Şekil B.155) (Tümer, 1957, s.25). Bu daireyi meydana getiren kurdela, aşağıda bir düğüm yaparak, dikdörtgenin alt köşelerinde yaprak uçlar halinde son bulmaktadır (Şekil B.155).

Doğu cephesi

Doğu cephesinde, beş kenarlı orta apsis belirgin bir şekilde cepheden öne çıkmaktadır. Ana apsis üç yatay kısımdan oluşmaktadır; en alt ve orta kısımlar, aynı zamanda denizlik görevi de gören, harap durumdaki, mermer bir kornişle ayrılmıştır (Şekil B.157). En alt kısımda, duvar sıvalı olduğu için, doku görülemez.

Orta kısımda, beşgenin her yüzünde, iki kademeli kemerler bulunmaktadır (Şekil B.157). En güney ve kuzey yüzlerde, özgün tasarımda, sağır nişler mevcuttur; güneydekinin alt kısmına, Osmanlı döneminde, dikdörtgen bir pencere açılmıştır. Kuzey nişte, tuğladan baklava deseni bulunmaktadır (Şekil B.158). Nişin kemerinin, doğu taraftan sırtında, tuğla ile oluşturulmuş, geometrik bir desen kısmen görülebilir (Şekil B.158). Apsisin, ortasındaki üç yüzün, üst tarafında, üçer pencere bulunmaktadır; alt tarafta kuzey ve güney birimler örülüdür (Şekil B.157). Özgün cephe tasarımında, alt tarafta da, üçlü bir pencere düzeninin yer aldığı düşünülmektedir. Güneydekinin içine mihrap nişi yerleştirilmiş ve dış cephede düz bir satıh biçiminde örülmüştür. Kuzeydeki ise, 1 sıra taş+3 sıra tuğla ile örülmüş, eğrisel bir yüzeye sahiptir (Şekil B.157). Ortadaki pencere hala açıktır; her iki yanında sütunlar bulunmaktadır. Orta yüzdeki, üst ve alt pencereler kagir bir denizlikle ayrılmıştır.

En üst kısımda, iki kademeli kemerler içinde beş sağır niş yer almaktadır. Sağır nişlerden, ortadaki üçü, yarım yuvarlak planlıdır; üst kısımlarında, balıksırtı motifli, tuğla bezeme bulunmaktadır (Şekil B.157). En kuzey ve güney nişler, fazla derin olmayan, düz satıhlar biçimindedir (Şekil B.157).

Yan apsislerden diakonikon üç yüzlüdür; duvardan hafifçe öne çıkar, fakat alt kısmı, alt pencere kemerinin üzengi düzleminin biraz altından kesilerek düzleştirilmiştir (Şekil B.157). Yan yüzler sağırdır, orta yüzde, alttaki düzleştirilen kısımda, dikdörtgen bir pencere açılmıştır. Dikdörtgen pencere üzerindeki, özgün cephe tasarımına ait, yuvarlak kemerin üzengi düzleminden, mermer bir korniş geçer. Üst tarafta, iki kademeli kemer içinde, sığ bir niş bulunur. Diakonikon apsisi, güneyindeki duvar yüzeyinden, fazla derin olmayan üçgen planlı bir girinti ile ayrılır; diakonikon apsisinin alt kısmının düzleştirilmesi ile bu girintinin de alt kısmı bozulmuştur (Şekil B.157). Parekklesionun apsisi, yıkılmamış olsaydı, bu girintinin güneyinde yer alıyor olacaktı (Şekil B.98).

Prothesis apsisi cephesi tamamen düzleştirilmiştir (Şekil B.157). Alt kısmındaki, Osmanlı Dönemi, dikdörtgem açıklık, tuğla+taş, almaşık bir dolguya sahiptir.

Kuzey ek doğu cephesinde, alt kısımda büyük yuvarlak bir kemer görülür; kemerin içi beton ile sıvanmıştır (Şekil B.159.a). Sıvalı kemer aynasında, hela için dikdörtgen bir pencere açılmıştır. Kemerin üzerinde, galeride mutfak olarak kullanılan mekana
ait dikdörtgen; saçağın hemen altında ise, galerideki asma kata ait kare biçimli, iki pencere bulunmaktadır (Şekil B.5). Bugün görülen eğrisel saçak hattının, 1972’deki Vakıflar onarımında değiştirildiği, eski fotoğraflarla yapılan kıyaslama sonucu anlaşılmıştır (Şekil B.159, Şekil B.160). Bu onarımda, kuzey ekin üst odasının üzerindeki beşik tonozun sırtına oturan iki eğimli çatı yerine, eğrisel bir biçim oluşturulmuş; duvarın üst kısmındaki kemer izi yok edilmiştir (Şekil B.159, Şekil B.160).

Kuzey cephe

Naos, kuzey ek ve dışnarteks kuzey cepheleri kuzey cepheyi oluşturur (Şekil B.161). Naos kuzey cephesi, haçın kuzey kolunun batısında, kuzey ek tarafından kapatılmıştır (Şekil B.5). Kuzey eke, batı tarafından, dışnarteks kuzey duvarı bitişmektedir.

Naos kuzey cephesinde, doğuda iki adet sığ niş yer alır; bu nişlerin yuvarlak kemerleri iki kademelidir (Şekil B.161). Haçın kuzey koluna denk gelen, orta kısımda, altta, üçlü bir açıklık bulunmaktadır. Üçlü açıklık, üstte küçük birer pencere kalacak şekilde örülerek, kısmen kapatılmıştır (Şekil B.159.b). Üçlü açıklığın üzerinde, bugün çok bozulmuş olan, tuğladan geometrik bir desen zorlukla seçilebilmektedir (Theis, 2005, s.98) (Ş.C.163). Desenin üzerinde büyük bir pencere yer alır.

Kuzey ve güney cephelerde, haçın kollarını örten tonozlar, kademeli kemerler ile cepheye yansımaktadır (Şekil B.161). Kuzey cephede üç kademeli olan kemerin kademeleri, zemine kadar inmekte (Şekil B.162); batı taraftaki en dış kademe, kuzey ekin duvarı tarafından kapanmıştır (Şekil B.159.b). Orta kısımda, tonozun sırtını, iki eğimli bir çatı örtmekte; çatının doğu tarafı, daha alçak olan prothesise doğru aşağı devam etmektedir (Şekil B.161).

1972 yılında, Vakıflar tarafından analitik rölöve çalışması ve restorasyon projesi olmaksızın bir onarım yapılmış; yapının kuzey cephesinde, uydurma tuğla+taş sıraları oluşturulmuştur (Şekil B.161). Bu onarım öncesinde, naosun kuzey duvarının üst kısmında moloz taşla oluşturulmuş, özensiz bir örgü, Şengül Tümer fotoğrafında görülmektedir (Şekil B.164). Bu dolgunun arkasındaki bazı önemli bilgilerin, yeterli titizlik ve bilimsellikte olmayan bu son onarımda (1972-73) kaybedildiği düşünülmektedir.

Dışnarteks kuzey cephesinde, eğimden dolayı, batı cephesinde görülebilen bodrum seviyesi ve birinci sıra korniş görülememektedir (Şekil B.131). İkinci sıra korniş, cepheyi iki kısma ayırır. Alt kısımda, batı tarafta, yarım yuvarlak planlı bir niş bulunmaktadır. Nişin doğusundaki, sonradan örülmüş kemerli kapı açıklığı, beton sıvalıdır (Şekil B.5, Şekil B.131). Eyice, Bizans kilise nartekslerinde, bu şekilde yan kapılara çoğunlukla rastlandığını belirtmiştir (Eyice, 1980, s.63). İkinci sıra kornişin üzerinde, üç kademeli bir kemer bulunmaktadır; kemerin içindeki yüksek omuzlu iki sığ niş, kârgir orta kayıta göre simetrik yerleşmiştir

Güney cephe

Naos, güney ek ve dışnarteksin güney cepheleri güney cepheyi oluşturur (Şekil B.165, Şekil B.170). Naos güney cephesi, haçın güney koluna denk gelen orta kısım hariç sağırdır (Şekil B.165). Orta kısmın alt kesimindeki üçlü açıklık, üstte küçük birer pencere açıklığı bırakılarak, örülmüştür. Özgün durumu ifade eden sütun başlıkları, örgü içinde, kalmıştır (Şekil B.165, Şekil B.167). Üç pencereden, ortadakinin altında özgün olmayan bir kapı (Şekil B.166); üçünün üzerinde ise büyük bir pencere bulunmaktadır.
Haçın güney kolunu örten tonoz, güney cepheye üç kademeli olarak yansır; kemerin dıştan ilk iki kademesi yere kadar devam etmektedir (Şekil B.165). Kemerin üst kısmında, saçağın altında üç keramik çanak görülmektedir; ortadakinin çapı 19 cm, yanlardakilerin yaklaşık 14 cm’dir (Şekil B.11, Şekil B.12, Şekil B.13, Şekil B.168). Ayyüz Sabuncu 11, çanakları, 13. yy.’ın ikinci yarısına ait, İran Keşan türü olarak tarihlendirmiştir. Bu tarihlendirmeye göre, çanaklar, yapının Latin işgali sonrası onarımında cepheye eklenmiş olabilir. Haçın güney kolundaki tonoz, iki eğimli, kırma bir çatı ile örtülüdür (Şekil B.168). Güney kolun kirpi saçaklarının, (ana kubbe saçakları hariç) yapıda özgün kalabilmiş tek saçak hattı olduğu düşünülmektedir (Şekil B.168).
Vakıflar’ın 1972 onarımı, güney cephedeki bazı izlerin de kaybolmasına yol açmıştır. Bu onarım öncesinde, bugün orta kısım hariç sağır görünen cephede bazı izler mevcuttur (Şekil B.169). Onarım sonrasında bu izler kaybedilmiştir; naos güney cephesi, sadece yapay düzenlenmiş tuğla ve taş sıralarından oluşan almaşık duvar
11 Tarihlendirme konusunda destek alınan, Arkeolog Ayyüz Sabuncu, çanaklarla ilgili değerlendirmesini bir yayına da dönüştürmüştür (Sabuncu, 2010, s.353-366).
örgüsü göstermektedir (Şekil B.165). Ebersolt, Millingen ve Salzenberg’in güney cephesi çizimlerinde ve Şengül Tümer fotoğrafında görülen iki adet kemerli açıklığın izleri yok olmuştur; bu izler orta kısımdaki üçlü açıklık ile yaklaşık aynı hizadadır (Şekil B.165, Şekil B.169, Şekil B.176). Millingen güney duvarın çok örselenmiş olduğunu, çizimi üzerine not düşmüştür; bu duruma yıkılan parekklesion sebeb olmuş olabilir.
Güney ekin güney cephesinde, batı tarafına yakın büyük bir kemer içinde, dikdörtgen bir pencere açıklığı bulunmaktadır. Kemerin içindeki duvar yüzeyi, pencerenin 1 m. altına kadar beton ile sıvanmıştır

Dışnarteks güney cephesinde, iki korniş, cepheyi üç yatay parçaya ayırmaktadır. Bodrum duvarı olan alt parçanın büyük kısmı ile yarısına kadar orta parça, güney cepheye bitişik türbe tarafından kapanmıştır (Şekil B.170). Orta parçada, duvarın batı tarafında yarım daire planlı bir niş bulunmaktadır. Nişin doğusunda sonradan örülmüş kemerli bir kapı görülmektedir (Şekil B.5, Şekil B.170). İkinci sıra kornişin üzeri kuzey cephenin benzeridir. Üç kademeli bir kemer, kemerin içinde, kagir orta kayıta göre simetrik, yüksek omuzlu iki sığ niş görülür

Minare

Güneybatı köşede yükselen minarenin girişi, dışnarteks içinde, dışnarteksin güney-doğu köşesindedir (Şekil B.125). Aynı tipte olan, Galata’daki Okçu Musa Mescidi’nin minaresi yapılan bir restorasyonda özelliğini tamamen kaybedince (Eyice,1963, s.46); yarım daire planlı tuğlalarla meydana gelmiş, dikey çubuklu gövdesiyle İstanbul’daki tek örnek haline gelmiştir. Eski bir Türk minare geleneğini yaşatmaktadır; şerefeden yukarısı kötü bir tadilatta özelliğini yitirmiştir (Şekil B.170) (Eyice,1963, s.46). Minarenin şerefesi ters çevrilmiş Bizans kabartma levhalarındandı; basamaklarında kesilmiş mermer levhalar devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

Bugün, şerefedeki levhalar kayıptır (1995 yılında Esra Güzel Erdoğan levhaları belgeleyebilmiştir, Şekil B.171). Bu levhalardan bir tanesinde bir tavuskuşunun sadece kuyruğu görülmektedir; aynı parçanın köşesinde akant motifi bulunmaktadır (Şekil B.171). Düşey ve yatay yönde yerleştirilmiş olan levhaların motifleri frizler halindedir; yumurta ve boncuk dizileri görülmektedir (Şekil B.171). Ortada daha geniş bir frizde ise boynuzlar, aralarında üçlü ve beşli akant yaprakları vardır

B.171). Eyice’ye göre, (610-641) tarihli Heraklius başlıklarındaki süsler ile bir yakınlık gösteren Kilise Camii minaresi korkuluk levhaları, VII. yy.’a aittir (Eyice, 1995e, s.375).

Çatı örtüsü ve kubbeler 

Tüm çatı çeşitli boyutlarda ve cinste kiremitlerle örtülüdür; yalnız naosun ana kubbesi ile dışnarteks kubbeleri kurşun ile kaplıdır. Çatıda kimi yerlerde çimentolu harç ile yapılmış onarımlar görülmektedir (Şekil B.6, Şekil B.172). Ana kubbenin, onikili tamburu arkadlarla süslüdür; iki sıra dişli kornişin meydana getirdiği bir tacı bulunmaktadır. Pencerelerinin etrafında kademeli kemerler, köşelerde de ince sütuncuklar vardır (Eyice,1980, s.63) (Şekil B.164, Şekil B.168). Dışnarteks kubbelerinin, saçakları düzdür, pencerelerinin etrafında kademeli kemerler vardır. Bir sıra dişli korniş bu kemerleri takip etmektedir; köşelerde sütuncuklar bulunmaktadır (Şekil B.173).

Prothesis, diakonikon ve narteksin orta bölümünün üzerinde küçük kubbeler vardır. Bu kubbeler, dışardan fark edilmeyecek kadar basıktırlar; ancak iç mekandan algılanırlar. İki pencere ile tam ortasından delinmiş bema tonozu, haçın doğu kolunun tonozundan biraz daha aşağıdadır (Şekil B.10). Bema tonozu pencerelerinden, kuzeydeki örülüdür; çimentolu bir harçla ile dışardan sıvanmıştır (Şekil B.164). Naosun haçvari kollarını örten kuzey ve güney beşik tonozların üzerinde iki eğimli, kırma çatılar bulunmaktadır (Şekil B.172).

Arkeolojik araştırma

Vefa Kilise Camii’nin merkezini oluşturduğu manastırla ilgili 566 ada/11 parseldeki sarnıç, Müşküle sokaktan ulaşılan geçit, Kilise Camii’nin batı ve kuzeyindeki sarnıçlar (Şekil B.2), Mamboury’nin 1938’de Divan Efendisi Sokak’ta gördüğü duvarlar (Mamboury, 1938, s.307) dikkatle araştırılması gereken noktalardır. Kilise Camii çevresinde yapılacak arkeolojik bir kazı sonucu yapının ait olduğu manastırın diğer yapılarına ait izlerle ilgili bilgi edinilebilir.

Kilise Camii

Ortaçağ’dan günümüze ulaşan yapının, bir manastır kompleksine ait olduğu düşünülmekte ve çevresinde bununla ilgili çeşitli izler bulunmaktadır. Yapının Süleymaniye Dünya Mirası alanı içinde bulunması da çevresiyle birlikte, evrensel değer taşıyan bir alana yakışır biçimde ele alınmasını gerekli kılmaktadır (Ş.C.1).

Kilise Camii’nin korunma sorunları

Yapının ihmali, projesiz yürütülen onarımlar
Son kapsamlı onarımı 1937’de (Şekil B.65) geçirmiş olan Vefa Kilise Camii’nde, sadece 10 ay devam eden onarım bilinmeyen bir sebeble aniden durdurulmuştur (Nomidis, 1958, s.14). Bu tarihten sonra, VGM tarafından sadece yüzeysel ve projesiz bazı onarımlar yaptırılmıştır. 1972’de, Vakıflar tarafından yürütülen, projesiz uygulama kapsamında derzlenen dış cephede, belge niteliği taşıyan önemli izler kaybedilmiş; kuzey ekin çatı biçimi değiştirilmiştir (Şekil B.159.a, Şekil B.160, Şekil B.161, Şekil B.164).

Malzeme bozulmaları

Düzgün olmayan, dereleri ve akış yönleri iyi düzenlenmemiş çatı örtüsünden sızan yağmur ve kar suları yapının tonoz ve duvarlarına zarar vermektedir (Şekil B.172).
1972 onarımında, çatıda ve cephelerdeki derzlemede kullanılan çimento esaslı harç içersindeki tuzlar, yağmur suları ile tuğla malzeme içinde hareket ederek çiçeklenmeye sebeb olmuştur (Şekil B.148, Şekil B.149, Şekil B.158).

Yangın, deprem ve işlev değişikliği

Kilisenin camiye dönüştürülmesi esnasında, ambon ve ikonostasis gibi liturjik iç mekan öğeleri yitirilmiştir. Doğu cephesinde diakonikonun alt kısmı ile prothesisin tüm cephe çıkıntısı kaybolmuştur. Güney cephesine bitişik parekklesion, 1833 yangını sonucu hasar gördükten sonra ihya edilmemiş; naos ana kubbesini taşıyan dört adet mermer sütun patlayarak değiştirilmiştir (Şekil B.61, Şekil B.62). Minber, hünkar mahfili gibi ahşap Osmanlı ekleri günümüze ulaşamamıştır.

Kullanıcılardan kaynaklanan sorunlar

Son Osmanlı onarımından kalan kalem işi bezemeler ve mozaiklerin üzerleri, 1979’da, imam tarafından badana ile kapatılmıştır (Şekil B.138, Şekil B.139). Nomidis onarımı sonrasında, Osmanlı kalemişi bezemelerin Bizans mozaikleriyle birlikte oluşturduğu, farklı kültür katmanlarını içeren görünüm yok edilmiştir (Şekil B.140). Muhafazakar tutumun cehaletle birleşmesi sonucu, bölge sakinleri anıtın cephesindeki kabartmaları yer yer kazımış ve çimentolu harçla sıvamıştır (Şekil B.151 ve Şekil B.155).
Yapıya kullanıcıları tarafından, her geçen gün yeni bir hasar verilmektedir. 21 Ocak 2009 tarihinde yapının doğu cephesindeki doğramalar pvc esaslı pencerelerle değiştirilmiştir (Şekil B.174). Bununla ilgili olarak İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne verilen fotoğraflı şikayet dilekçesine cevap verilmemiş ve herhangi bir cezai müeyyide uygulanmamıştır.

Tarihi eser hırsızlığı

Minaresinin şerefesinde bulunan, 1995 yılında hala görülebilir durumdaki korkuluk levhaları kayıptır (Şekil B.171). Bu levhaların çalınmasından/kaybolmasından sorumlu kişiler açılacak yasal bir soruşturma ile bulunarak; cezalandırılmalıdır. Bu sayede, belki, kaybolan parçaların izi sürülerek; iadeleri mümkün olabilir.

Yapının korunması için önerilen müdahaleler

Bilimsel standartlara uygun bir koruma projesinin hazırlanması
Kilise Camii’nin, koruma disiplininden gelen mimarlar, mimarlık ve sanat tarihi uzmanları tarafından yapılacak analitik incelemesi sonucunda hazırlanacak, bilimsel
standartlara uygun bir proje doğrultusunda onarım görmesi gerekmektedir. Yenileme Bölge Kurulu’ndan alınacak ön araştırma izni ile rölövesi hazırlanırken dolgu, sıva vb. durumlardan anlaşılamayan yüzeylerde temizlik, ayıklama, sondaj çalışmaları yapılmalıdır. Böylece görülemeyen ayrıntılar saptanarak, somut yapısal verilere dayalı restorasyon kararları alınabilir.
İç mekanda sondajla özgün izlerin araştırılması gereken noktalar
İç mekanda en son yapılan badana tabakası altında fotoğraflarda görülen son dönem Osmanlı kalemişi bezeme ve onun altında barok ve klasik dönemlere ait kalemişi bezemelerinin bulunabileceği düşünülerek özenle araştırma yapılmalıdır (Şekil B.123).

Dışnarteks

-Dışnarteksten kuzey eke geçişte yer alan duvar parçası içinde kalmış pencere açıklığı, dışnarteksin kuzey ekten sonra yapılmış olduğunu gösteren en önemli iz olması açısından dikkatle araştırılmalıdır (Şekil B.121).
-1957 tarihli fotoğraflarda, dışnarteks güney duvarında, kornişin üzerindeki yüksek omuzlu kemerlerden batıdakinin karnında, mozaik bordür görülmektedir (Şekil B.132). Bu kısım üzerindeki badana tabakası dikkatli bir şekilde açılmalıdır (Şekil B.116).
-Geçitte yerde bulunan floral desenli mermer parça, karo mozaik döşeme altında aranmalıdır (Şekil B.120).
-Dışnarteks güneybatı ucunda, minare kaidesi duvarlarındaki amorf yüzeylerin, Hallensleben’ın sözünü ettiği gibi, çan kulesi merdivenlerinin dönüştürülmesi sonucu olup olmadığı araştırılmalıdır (Şekil B.15, Şekil B.16, Şekil B.124, Şekil B.126).
-Dışnarteks, giriş kapısının kemer aynasındaki dolgu araştırılmalıdır (Şekil B.59, Şekil B.118).

Narteks

-Narteks doğu duvarı üzerindeki pürüzlü yüzeylerin altında ne olduğu yapılacak bir sondajla araştırılmalıdır (Şekil B.94, Şekil B.95, Şekil B.96).
-Narteks-kuzey ek + narteks-geçit arasında bugün pencere olarak görülen açıklıkların ilk tasarımda kapı olup olmadığı kontrol edilmelidir (Şekil B.4).

-Narteks batı duvarında, merkezi kapının güneyindeki duvar parçasının eğriselliğinin nedeni araştırılmalıdır (Şekil B.4).
Naos
-Naos-kuzey ek arasında Nomidis tarafından görülen kapatılmış geçit araştırılmalıdır (Şekil B.4).
-Naos-narteks arasında, merkezi kapının her iki yanındaki açıklıkların ilk tasarımda kapı olup olmadıkları araştırılmalıdır (Şekil B.4).
-Bemadan prothesis ve diakonikona geçişlerde, duvar yüzeylerinin traşlandığı Metin Ahunbay tarafından gözlemlenmiştir13. Yapının camiye dönüştürülmesi sırasında bu geçişlerde yapılmış değişiklikler araştırılmalıdır (Şekil B.80,C.81).
-Naos güney duvarındaki üçlü pencere düzeninde yan pencereler içerden ufaltılmıştır; bunun nedeni araştırılmalıdır (Şekil B.75). Bu kısımda duvar yüzeyleri ve kemer karınlarında mevcut olabilecek mozaik kalıntıları araştırılmalıdır (Şekil B.76).

Güney ek

-Güney ekin, çan kulesinin zemin katı olabileceğine dair izler araştırılmalıdır.
Yapısal koruma
Strüktür
-Yapının genel sağlamlık durumu, deprem karşısında risk taşıyan ve önlem alınması gereken kısımları ile ilgili strüktür raporu, uzman strüktür mühendislerinden alınmalıdır. Bu rapor doğrultusunda :
-Pencerelerin içindeki dolguların boşaltılması (özellikle naos haçvari kollarının güney ve kuzey cephelere denk gelen kısımlarındaki yaklaşık 5.17 m. yüksekliğindeki üçlü pencere düzenlerinde),
-Çatlakların onarımı,
-Riskli olabilecek acele uygulamalardan kaçınılması konularında kargir yapı konusunda uzman strüktür mühendislerinden destek alınmalıdır.
13 Metin Ahunbay’ın sözlü ifadesi.

Eklerin kaldırılması

Dış mekan

Güney ek yapının doğusuna bitiştirilen gecekondu-ev ve diğer kaçak yapılar kaldırılmalıdır. Bunlar kaldırıldıktan sonra, bulundukları yerde ve yapının doğusunda, Kilise Camii’nin medresesi ile ilgili izler araştırılmalıdır. Yapının batı cephesi önündeki ondulin saçak ve sahanlık ve merdivenlerinin mermer kaplaması ve korkulukları kaldırılmalıdır.

Dolguların açılması

Yama şeklinde, gelişigüzel dolgular ayıklanarak, kaldırılmalıdır; geride ulaşılan doku dikkatle onarılmalıdır.
Kaldırılması önerilen dolguların bulunduğu yerler
Dışnarteks
-Kuzey ve güney duvarlardaki kapı dolguları açılmalıdır (Şekil B.4, Şekil B.148, Şekil B.131).
-Dışnarteks kuzey kubbe pencerelerinin dolgusu 1937 onarımından beri yarı açık durumdadır (Şekil B.137); bu pencerelerin dolgularının tümü alınmalıdır.
Naos
-Kuzey ve güney haçvari kolların cepheye denk gelen kısımlarında bulunan üçlü düzenlerin altındaki dolgular açılmalıdır (Şekil B.4, Şekil B.159, Şekil B.165).
-Prothesisin alt kısmındaki Osmanlı dönemi pencere açılmalıdır (Şekil B.157).
-Batı haçvari kolun en üst kısmındaki kapatılmış pencere dolgusu açılmalıdır (Şekil B.71).
-Bema tonozu pencerelerinden kuzeydekinin dolgusu temizlenmelidir (Şekil B.164).
Kuzey ek
-Kuzey ek doğu duvarı hem içerden, hem dışardan sıvalıdır; sıva altındaki duvar araştırılmalıdır (bu duvarın özensiz bir dolgu olduğu düşünülmektedir) (Şekil B.159).
Güney ek
-Güney ek, güney duvarı da dolgudur; bu kısım da araştırılmalıdır (Şekil B.170).
Batı cephesi
-Bodrum girişindeki özensiz dolgu açılmalıdır (Şekil B.149).
88
-Korniş üzerindeki kademeli kemerlerin en kuzey ve güneydeki içinde yer alan kapatılmış pencere dolguları açılmalıdır (Şekil B.175).

İç mekan

-Vefa Kilise Camii’nin kuzey eki içine, 1995 sonrasında yerleştirilen hela, yapının tarihi kimliği ve önemi ile bağdaşmamaktadır. Bu helanın kaldırılması, öncelikle yapılması gereken önemli bir müdahaledir (Şekil B.4, Şekil B.102, Şekil B.105). Dışnarteks, kuzey duvarı önündeki abdest muslukları da kaldırılmalıdır (Şekil B.4, Şekil B.119). Abdest muslukları ve hela, eskiden olduğu gibi yapının bahçesinde, güney eke bitişik gecekondu ve müştemilat kaldırılarak, hazırlanacak uygun bir projeye göre uygulanabilir.
-Dışnarteksin güney ucuna yerleştirilmiş demir kulübe kaldırılmalıdır (Şekil B.4, Şekil B.117).
-Gelişigüzel duvarlara monte edilmiş elektrik kablo ve kutuları kaldırılmalıdır. Hazırlanacak bir aydınlatma/elektrik projesi ile, elektrik aksamı, yapının tarihi kimliğine saygılı ve az görünecek biçimde, mümkünse bir dolap içi/paravan arkasında çözümlenmelidir (Şekil B.116).
-PVC esaslı duvar kaplamaları, güney ekin tavanını kapatan ahşap lambri, naosta zemine sabitlenen tahta+halı döşeme, dışnarteksin karo mozaik döşemesi ve süpürgelikleri, prothesisin doğu ve naosun batı duvarındaki dolaplar kaldırılmalıdır (Şekil B.67, Şekil B.71, Şekil B.83, Şekil B.119).

Arkeolojik araştırma

-Bodrumdaki mezar odalarının durumu araştırılmalıdır.
-Diakonikon apsisi en alt pencere kemerinin 25-30 cm. kadar altından dış cephede traşlanmış; prothesis apsisi ise dış cephede tamamen traşlanarak (iç tarafta üç yapraklı yonca biçimindeki nişin duvarın üst kısmında varlığını koruması, bu kısmın depremde yıkılması ihtimalini zayıflatarak, dış cephede yangın, bitişik bir yapı vb. sebeblerle traşlandığını düşündürmektedir) yapının ilk tasarımındaki görünümü değiştirilmiştir (Şekil B.4, Şekil B.83, Şekil B.157). Doğu cephesinde sondaj niteliğinde bir kazı ile zeminin ilk tasarım aşamasından beri ne kadar yükseldiği, ilk yapım sonrası pastophorion hücrelerine ait plan çizgilerine ulaşılabilir. Böylece asıl çizgilerini kaybetmiş köşelerin konumu ve kenar doğrultuları belirlenerek; üst seviyenin onarımı hakkında karar alınabilir.
-Yapının güneyinde yapılacak bir kazı ile yıkılmış parekklesiona ait temel izlerine ulaşılabilir. Duruma göre bu izler belgelenerek kapatılabilir, ya da gerekli koruma önlemleri ile yapının bir dönemini anlatan arkeolojik veri olarak sergilenebilir (Şekil B.15, Şekil B.16, Şekil B.99).

-Batı cephesinde yapılacak bir kazı ise Mamboury’nin görmüş olduğu yapının ilk tasarımına ait, cepheye dik merdiven hakkında bilgi edinilmesini sağlayacaktır (Şekil B.15).

Sıvaların sökülmesi ve derzlerin açılması

Cephelerdeki çimentolu sıvalar ve kaldırılacak derzler açılarak, altından çıkan duvar dokusunun 1/25 ölçekli rölövesi alınmalıdır. Diakonikonun üst kısmındaki niş üzerinde yer yer kalmış sıva tabakası ve doğu cephesinde ana apsiste denizlik altında kalan duvar parçasında çimentolu sıva bulunduğu görülmektedir (Şekil B.157). Özellikle kuzey ve güney cephelerde, özensiz 20. yy. onarımlarının altında cephenin ilk tasarımına ilişkin duvar dokusu izleri aranmalıdır. Eski fotoğraflarla karşılaştırıldığında özensiz onarımlar sebebiyle, kuzey cephe, kuzey ek doğu cephesi ve güney cephede kemer izleri yok edilmiş; duvar dokusu farklılaşmıştır (Şekil B.159, Şekil B.160, Şekil B.161, Şekil B.164, Şekil B.165, Şekil B.169).

Temizlik

Cephe temizliği

Tuğla dokuda çimentolu harçlardan dolayı yoğun çiçeklenme ve is tabakası bulunmaktadır. Suyla yapılacak temizlik, tuz hareketini arttırabilir; İstanbul Konservasyon Merkez Laboratuvarı’na danışılarak uygun temizlik yöntemi belirlenmelidir.
Mermer korkuluk levhaları, lentolar, söveler, sütun gövde,kaide ve başlıklarının temizlenmesi

Özellikle dışnartekste korkuluk levhaları, sütunlar, sütun başlıkları, lentolar gibi mermer yapı öğeleri, çimentolu harç, alçı, boya gibi maddelerle kaplıdır (Şekil B.127); kimyasal maddeler dışında, mermer parçalar kir ve is tabakası ile örtülüdür (Şekil B.151, Şekil B.155). Özenli ve titiz bir şekilde temizlenmeleri gerekmektedir.

Çatı örtüsünde temizlik

Kötü detaylara ve işçiliğe sahip, oldukça yıpranmış durumdaki kubbelerin kurşun örtüleri, çeşitli türdeki gelişigüzel düzenlenmiş kiremit örtü ve yer yer özellikle birleşim yerlerinde ve pencere denizliklerinde bolca kullanıldığı görülen çimentolu
90
harç tabakalarının kaldırılarak; altındaki özgün tuğla ve tonoz yüzeylerinin temizlenmesi gerekmektedir (Şekil B.172).

Konservasyon

Bütünleme ve derzleme

Bütünleme yapılırken, “restorasyon çalışmasının sürekli izleme ve karşılaşılan yeni durumlara göre karar verilmesi gerekli bir süreç olduğu” göz önünde bulundurulmalıdır (Ahunbay, 2011, s.49). Özgün taş ve tuğlaların yerinde korunmasına özen gösterilerek, ancak çok kırık, aşınmış tuğlaların değiştirilmesi düşünülmelidir. Gizli tuğla sıralarının olduğu yerde çürütmeler 5 cm. derinlikte yapılarak yeni derzlerin dayanıklı olması sağlanmalıdır (Ahunbay, 2011, s.49).

Çatlak dikişleri
Duvar, kubbe ve tonozlarda deprem çatlağına rastlanırsa, yeni tuğlalarla dikiş yapılarak, harç enjeksiyonu ile sağlamlaştırılmalıdır. Sütun ve lento gibi elemanlardaki çatlaklar da uygun bir karışımla doldurulduktan sonra paslanmaz çelik donatı kullanılarak sağlamlaştırılmalıdır.

Çatı

Tuğla aralarının derzlenmesi, çatlak varsa kagir yapı konusunda uzman bir strüktür mühendisinin görüşü doğrultusunda dikilmesi, kurşun örtünün sabitleneceği saçak kornişlerinin onarılması (tüm yapıda, 20. yy. onarımlarıyla bozulmamış özgün kornişlerin, güney cephede, naosun güney haçvari koluna denk gelen kısım ile naos ana kubbesinde (Şekil B.167, Şekil B.168) bulunduğu düşünülmektedir, diğer kısımlarda özgün kornişlerle ilgili izler araştırılmalıdır).

Yeniden yapım

Yeniden yapım, bir Ortaçağ yapısında, kısmen de olsa, ancak vazgeçilemez olduğu ve strüktürel olarak da yapıya katkıda bulunacağı durumlarda düşünülmelidir. Yeniden yapılan yüzeylerin oranı tüm yapıda/cephede, yapının özgünlüğüne zarar vermeyecek oranda kalmalıdır.

Ayrıntılı rölöve ve analizler olmadan yeniden yapılması gerekli yerleri belirtmek doğru değildir. Ancak yapının minaresinin şerefeden yukarısı, Eyice’nin de belirtttiği üzere (Eyice, 1963, s.46), gelişigüzel onarılmıştır (Şekil B.170, Şekil 171.b). Bu kısmın yeniden uygun teknik ve malzeme ile örülmesi düşünülebilir.

Abdest muslukları ve tuvalet, yapının bahçesinde, bugün gecekondu olarak kullanılan kaçak yapıların yerinde yapılacak temelsiz, basit yapılarla çözülebilir. Bu konuda bir yarışma açılarak, en iyi örneklerden biri uygulanabilir. Batı cephesi girişinde sahanlık ve merdivenlerin düzenlenmesi ve giriş saçağının ve korkuluğun yeniden yapılması gereklidir.

Plastik onarım

Mermer korkuluk, kaide, başlıklarda çatlak ve yüzey kayıpları onarılmalıdır (Şekil B.151, Şekil B.155, Şekil B.146).

Bezemelerin korunması ve sunumu

Dışnarteks mozaiklerinin, titiz bir çalışma ile temizlenerek, korunması ve sunulması gerekmektedir. Mozaiklerin tamamına yakınının günümüze kadar gelebilmiş olması çok önemlidir (Şekil B.139, Şekil B.141, Şekil B.142). Bu mozaikler İstanbul Kültür Mirası’nın ünik bir hazinesidir. Nomidis’e göre, mozaikleri yapan sanatçının figürlere kazandırdığı ifade, hareket ve duygu, bu mozaikleri 14. yy.’da Konstantinopolis’te yeniden canlanan ekolün başyapıtları arasına yerleştirmektedir (Nomidis, 1958, s.37).
Güney cephedeki üç keramik çanağın in-situ korunup korunamayacağının araştırılması; bunların belgelenmesi ve korunmasının güvence altına alınması sağlanmalıdır (Şekil B.11, Şekil B.13, Şekil B.168).

Doğu, batı, kuzey cephelerde bulunan tuğladan geometrik desenlerin günümüze ulaşabildiği kadarıyla daha fazla yıpranmadan korunmaları gereklidir (Şekil B.158, Şekil B.163, Şekil B.175).

Pencereler

Yapının ilk tasarımına ait pencereleriyle ilgili bilgi bulunmamaktadır. Yapıda yapılacak sondaj ve araştırmalar sonucunda yeni verilere ulaşılmazsa; Ebersolt’un batı cephesi çiziminde ve bir EA fotoğrafında görülen (Şekil B.130), Geç Osmanlı onarımına ait, küçük kare şebekeli doğramaların tekrar uygulanabileceği düşünülmektedir.

İşlev verilmesi

Onarım sonrasında, kuzey ve güney eklerin, yapının özgün tasarımıyla, tarihi ve dini kimliğiyle çatışmayacak biçimde işlevlendirilmesi konusunda Vakıflar ile görüşülmelidir. Zira, eğer işlev verilmezse bu mekanlar kısa süre içinde kullanıcılar tarafından tekrar işgal edilebilir. Kuzey ek ve galeri katının, sergi salonu/sanat galerisi işleviyle kullanılabileceği düşünülmektedir. Belki KUDEB atölyelerinde geleneksel yöntemlerle üretilen ahşap ve taş yapı elemanları sergilenebilir. Güney ek ise, kitap+turistik hediyelik eşya satışı için düzenlenebilir. Yapının doğusundaki yüksek platform düzenlenerek, ziyaretçilerin yapıyı dıştan da daha iyi algılamaları sağlanabilir.

Sürekli bakım ve denetimin sağlanması

Ünik bir Ortaçağ eserinin sahibi olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, yapının korunması konusunda daha duyarlı ve dikkatli olması; izinsiz müdahalelere göz yummaması gerekmektedir. Yapı son 15-20 yıl içinde, minare korkuluk levhalarının çalınması, içine hela yerleştirilmesi, alçı, çimento, badana ile çeşitli bezemelerinin kapatılması gibi önemli tahribata maruz kalmıştır. Bunlar dilekçe ile Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne bildirilmiş; ancak müdürlük gerekli duyarlılık ve ilgiyi göstermemiş; bunlardan sorumlu kişiler hakkında gerekli soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yapılabilmesi için gerekli adımları atmamıştır. Binanın sürekli bakım ve onarımı için gerekli fonu oluşturmak ve bünyesinde gerekli uzman kadroyu bulundurarak, sürekli bakımını eksiksiz ve bilimsel normlara uygun olarak yürütmek Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğundadır. Bunun sağlanması için gerekirse üniversitelerden, ICCROM, UNESCO, ICOMOS gibi kuruluşlardan bilimsel destek alınabilir.

Yüksek Mimar - Mine ESMER
Yazının tamamı için

İSTANBUL’DAKİ ORTA BİZANS DÖNEMİ KİLİSELERİ VE ÇEVRELERİNİN KORUNMASI İÇİN ÖNERİLER konulu DOKTORA TEZİ / MAYIS 2012
Daha yeni Daha eski