Valiye, "Pazar ola Vali başı", Belediye Başkanına "Pazar ola belediye başkanı başı", dilenciye ise "Pazar ola dilenci başı" “Pazar ola kahevcibaşı ”,“Pazar ola bakkalbaşı ”,“Pazar ola Balıkcıbaşı ” karşılaştığı herhangi birine "pazarola" diye başlayan sözlerle bir çeşit selam veren İstanbul'da bir meczup, kimine göre bir keramet sahibi .. Allah'ın bir kulu bir zat.. "Pazarola Hasan Bey"
Küçük gövdesi, iri başı ile yaşadığı dönem İstanbul'unda adını duyuran bir dönem piyeslere konu olan Hasan Bey, İstanbul mahallelerinin ölümsüz simalarından biridir..
Kafasının büyüklüğü nedeniyle piyasada hazır fes bulamazdı. Ailesinin onun için özel olarak diktiği büyük fesinin etrafına sarılan bezde "Maşallah Hasan Bey" veya "Pazarola Hasan Bey" yazardı
İstanbul’un sempatik adamı, esnafın bereket kapısı meşhur Hasan Bey nâm-ı diğer Pazarola Hasan Bey, kesin doğum tarihi belli olmamakla birlikte mahalle esnaflarından Abdullah Efendi'nin oğludur. 1880’lerde dünyaya gözünü açıp, yine kesin olmayan bilgilere göre 40/45 yaşları civarında 1926 da Gülhane Hastanesinde alem değiştiren, Unkapanı'nda doğmuş bir ademoğlu...Unkapanı’nda Atlamataşı Caddesi üzerinde bulunan eski, cumbalı bir ahşap evde doğan Hasan, hayatının sonuna kadar bu evde yaşadı.
Tıp dilinde makrosefali (megalosefali) veya mongoloid olarak ifade edilen bir rahatsızlığı vardı; yaklaşık 1.50 metre boyundaki çelimsiz vücuduna oranla son derece iri bir kafaya sahipti.
O, İstanbul’un insanıyla kurduğu o sıcak, saf ve doğrudan ilişki sayesinde kentin kültürel hafızasında kalıcı bir yer edinmişti. Akıl sağlığına dair bir kayıt yoktur; onu “deli mi, veli mi” bilinmedi.
Ona göre herkes bir işin başı ve büyüğü idi. Müslüman, Hristiyan veya Yahudi diye asla insan ayırmazdı. Ona göre herkes iyi insandı. Kimseye kötü muamelesi yapmazdı. Gittiği bir kahvehanede, tiyatroda, lokantada büyük ikram ve saygı görürdü. Fakat beş dakikadan fazla oturamaz hemen kalkar bir yere yetişecekmiş gibi İstanbul sokaklarını arşınlamaya devam ederdi.”
Ahmet Rasim, Onu Nasıl Meşhur Etti
Onu Birinci Cihan Harbi yılları içinde İstanbul'un bir şöhreti yapan yazar Ahmed Rasim'dir, Pazarola Hasan Bey için, pek haklı olarak “Zamanın tek güler yüzü” demişti.
Devrin ünlü yazarı Ahmed Rasim ise Pazarola Hasan Bey’i konu alan yazısında kendisinden şu şekilde bahseder;
“Hasan Bey’i kim tanımaz? Zamanın tek güler siması. Tabiatın sahte bir gösterişle iki arşınlık gövdesine taktığı kocaman bir kafası üzerinde kendine has fes ve sarılı ‘Maşallah Hasan Bey’ yazısı ile meşhurdur. Ne zaman rastlasam yüzündeki gülümsemeyi tapteze bulurum. Meczupluk haline vergi bir temiz bakışla çevresine bakınarak her dükkâna, her satıcıya, işine ve malına göre; -Pazarola bakkalbaşı, -Pazarola balıkçıbaşı, – Pazarola aşçı baba, – Pazarola kasapbaşı diyerek yürür gider.”
Amerika Ülkesine Sokmadı
İstanbul halkının sevdiği, benimsediği, kabullendiği, gözetip kolladığı Pazarola Hasan'ı Amerika ülkesine sokmaz.
Hasan’ın annesi doğumdan 2 ay sonra ölmüştü ki bu da doğum sonrası aşırı tahribatın sebebi olsa gerek. Babası Hasan’a 10 yıl kadar tek başına baktıktan sonra, Hasan’ın veremden ölen dayısının dul kalan eşiyle evlendi. Esasında eski yengesi olan bu kadın, Hasan’ın anne olarak bildiği kişi oldu.
Göçmen yasası zamanında annesi Madam Topara, Pazarola Hasan’ı ve bir çocuğunu daha yanına alıp Amerika’ya gitmeye karar verir.
Mülakata çağrıldığı zaman ise Madam Topara ve küçük oğlu Amerika’ya kabul edilebileceği söylenir fakat diğer oğlu Hasan’ın kafasının gövdesine göre fazla büyük olduğu gerekçesiyle Amerika’ya girişleri Konsolosluk tarafından engellenir. Ve bu durum İkinci Ceza Mahkemesine kadar intikal eder, annesi Madam Topara bu saçmalıktan şikâyetçi olur. Bu üzücü durum dönemin gazetelerine kadar konu olsa da yine de Amerika’ya gidişleri bu sebepten dolayı engellenmiş olur.
Mülakata çağrıldığı zaman ise Madam Topara ve küçük oğlu Amerika’ya kabul edilebileceği söylenir fakat diğer oğlu Hasan’ın kafasının gövdesine göre fazla büyük olduğu gerekçesiyle Amerika’ya girişleri Konsolosluk tarafından engellenir. Ve bu durum İkinci Ceza Mahkemesine kadar intikal eder, annesi Madam Topara bu saçmalıktan şikâyetçi olur. Bu üzücü durum dönemin gazetelerine kadar konu olsa da yine de Amerika’ya gidişleri bu sebepten dolayı engellenmiş olur.
Eski İstanbul halkı arasında Ona ermişlik sıfatı konduranlar da, elinin değdiği yere bereket geleceğine inananlar da. Hatta yolunu kesip gelecek ile ilgili sualler soranlara rastlamak zor değildi. Oğlunun askerden döneceği tarihi soran kadınlardan, dükkânın borçlarının ne zaman biteceğini soran meraklı esnaflara kadar gün boyu Pazarola Hasan Bey’in yolu bu sebeplerle onlarca kez kesilmekteydi.
Adına yazılan Pazarola Hasan Bey’in Destanından da üç kıta şuraya düşüp, yâd etmiş olalım;
Bazı kırmızı şerid bağlar koluna
Bıyıklara tuvalet verip baston eline
Yeşil gözlük takar çıkar yoluna
Kaldırımcıbaşı Pazarola!
Bütün esnafı sıradan bırakmaz
Her tarafa selam vermezse gitmez
Pazarola söyler lakırdı etmez
Kasapbaşı Pazarola!
Her kim olsa sever erkek ve dişi
Hürmeti çokdur daima onlara karşı
Bir ferd yoktur sevmeyen kişi
Kalaycıbaşı Pazarola!
Kaynak: Reşad Ekrem Koçu, Yavuz Selim Karakışla, İstanbul Ansiklopedisi, Ahmet Rasim, Sosyal Medya

Yorumlar
Yorum Gönder