İstanbul’un en köklü yerleşim yerlerinden olan Vefa semti, geçmişte saray bürokratlarının, aristokrat ailelerin ve ulemanın yaşadığı, ahşap konakları ve mahalle kültürüyle örülü seçkin bir Osmanlı aile yaşamına sahipti. Günümüzde bu köklü aile yaşantısı modern hayatın getirdiği değişimlerle büyük oranda unutulmuş ve yerini ticaret alanları ile göçmen nüfusa bırakmıştır.
Vefa semti, İstanbul’un tarihi sur içi bölgesinde yer alan, bir dönemin aristokrat ailelerine, bürokratlarına ve ilim insanlarına ev sahipliği yapmış ancak modern dönemin değişen yaşam alışkanlıkları nedeniyle unutulmuş eski ihtişamını ve ruhani yaşamını arayan kadim bir mahalledir. Bizans döneminde “Sferaki” adıyla anılan, Osmanlı döneminde ise ismini ünlü mutasavvıf Şeyh Ebü'l-Vefa'dan alan bu semt, şimdilerde sadece ünlü bozacısıyla hatırlansa da dar sokaklarında yok edilen ancak eskilerin hatırlayabildiği enkazlar içerisinde yapılarıyla, çökmüş arsalarıyla, otopark ve hurda depolarına teslim olmuş haliyle vefasızlığın en büyük örneğini vermiş, kadim bir semt olarak kalmaktadır.
Vefa'nın o eski, sıcak ve saygın aile yaşamından geriye kalan unuttuğumuz değerler ve hikayeler şunlardır:
Aristokrat ve İlim Yuvası Kimliği:
Osmanlı asırları boyunca Vefa, medreseleri, kütüphaneleri ve hanımların konaklarıyla İstanbul’un entelektüel ve dini merkezlerinden biriydi. Günümüzde bu elit ve sakin mahalle sakinlerinin yerini kozmopolit, geçici iş ve göç nüfusu almıştır.
Konak Hayatı ve Kaybolan Mahalle Kültürü
Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmet’in hürmet ettiği Şeyh Ebu’l Vefa’nın buraya yerleşmesiyle semt bir çekim merkezi haline gelmiştir. Geniş bahçeli, cumbalı ahşap konaklarda büyük aileler bir arada yaşardı. Komşuluk ilişkileri, akşam ezanından sonra sessizliğe bürünen sokaklar ve birbirini kollayan mahalle sakinleri, "Vefa" kelimesinin sadece bir semt adı değil, bir yaşam biçimi olduğunu gösteriyordu. Ahşap İstanbul evlerinin yan yana dizildiği, komşuluk ilişkilerinin pencerelerden pencerelere uzandığı o eski kanaatkâr ve iddiasız yaşam, bugün yerini terk edilmiş veya yıkılmaya yüz tutmuş tarihi binalara bırakmıştır.
Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmet’in hürmet ettiği Şeyh Ebu’l Vefa’nın buraya yerleşmesiyle semt bir çekim merkezi haline gelmiştir. Geniş bahçeli, cumbalı ahşap konaklarda büyük aileler bir arada yaşardı. Komşuluk ilişkileri, akşam ezanından sonra sessizliğe bürünen sokaklar ve birbirini kollayan mahalle sakinleri, "Vefa" kelimesinin sadece bir semt adı değil, bir yaşam biçimi olduğunu gösteriyordu. Ahşap İstanbul evlerinin yan yana dizildiği, komşuluk ilişkilerinin pencerelerden pencerelere uzandığı o eski kanaatkâr ve iddiasız yaşam, bugün yerini terk edilmiş veya yıkılmaya yüz tutmuş tarihi binalara bırakmıştır.
Vefa Bozacısı ve Aile Boyu Lezzet
Semtin unutulmayan aile yaşamının en büyük simgelerinden biri şüphesiz Vefa Bozacısı'dır. 1870 yılında Prizren'den gelen Hacı Sadık Bey tarafından temelleri atılan bu lezzet geleneği, eski İstanbul ailelerinin kış gecelerindeki en büyük sosyalleşme ritüeliydi. Sokaktan geçen bozacıların sesiyle pencerelere koşan çocuklar, akşamları konaklarda misafirlere leblebi eşliğinde ikram edilen boza, Vefa’daki sıcak aile ortamının en önemli parçasıydı. Dükkan, dört nesildir aynı aile tarafından işletilerek bu bağın yaşayan son bağlarından birini oluşturur.
Maneviyat ve Eğitimin İç İçe Geçtiği Günler
Eski Vefa'da aile hayatı manevi ve entelektüel bir derinliğe sahipti. Fatih'in derslerini takip ettiği Ebu'l Vefa Camii çevresinde şekillenen günlük yaşam, hem ilmi tartışmaların hem de çocukların mahalle mekteplerinde büyüdüğü güvenli bir çevrenin parçasıydı. Cumhuriyet tarihinin en köklü eğitim kurumlarından olan Vefa Lisesi, semtin modernleşirken bile entelektüel damarını nasıl koruduğunun en canlı şahididir.
Bugün sokaklarında sessizliğin ve unutulmuşluğun hakim olduğu Vefa, aslında bir açık hava müzesi niteliğinde yaşamla mücadelesini sürdürmektedir.
Bozdoğan Kemeri Roma İmparatorluğu (Valens) dönemi mühendislik harikası. Semti ikiye bölen en görkemli simge.
Pantokrator Manastırı Bizans dönemi (Ayasofya'dan sonraki en büyük dini kompleks). Zeyrek Kilise Camii adıyla ayakta.
Atıf Efendi Kütüphanesi Osmanlı Türk sivil mimarisinin özgün kütüphane örneği. Değerli el yazmalarına ev sahipliği yapıyor.
Vefa Bozacısı 1876 yılında kurulan İstanbul'un mihenk taşı markası. Semtin günümüzde en çok ziyaretçi çeken noktası.
Vefa, her ne kadar popüler kültürün ve modern şehir hayatının uzağında kalıp yalnızlaşsa da, geçmişin derin nefesini hissetmek ve İstanbul'un gerçek ruhuna dokunmak isteyenler için keşfedilmeyi bekleyen hüzünlü bir hazinedir.
Bugün Vefa sokaklarında yürüdüğünüzde beton binaların ve depoların arasında kalmış o eski aristokrat ve entelektüel aile yapısını hissetmek zor olsa da, semtin sokak isimleri ve ayakta kalan tarihi yapıları o zarif dönemin izlerini taşımaya devam ediyor.


.jpg)


Yorumlar
Yorum Gönder